Gözlerini açtı.
Sabah olmuştu.
Üzerine gri renkli bir gömlek giyindi.
Saçlarını taradı.
Telefonunu eline aldı.
Bir mesaj attı: Geliyorum.
Kapıyı açtı.
Dışarı çıktı.
İsmi Sinan’dı.
Yürüdü.
Bir şimşek çaktı gökyüzünde.
Yürüdü.
Bir iş adamı olmanın verdiği gururla yürüdü.
“Merhaba.”
Bir kafedeydi.
Sehl-i mümteni şekilde konuşurdu.
Tek cümleler yazarın tek gücüydü.
Sandalyeye oturdu.
Bir kahve istedi.
Sadece bir kahve…
Bir kadın geldi yanına.
Saçları sarıya boyalı, kahverengi çerçeveli gözlükleriyle havalı bir kadındı.
Başında bir şapka vardı.
Gizlenmek istediği her halinden belliydi.
“Merhaba.”
“Sana söylediklerimi aynen yapacaksın.”
“Dinle. Bu telefonu al ve bu adamı takip et.”
“Her hareketinden haberim olacak.”
Telefonu verdi ve uzaklaştı kadın.
Anahtarı eline aldı, kapıyı açtı ve içeri girdi.
Gözlüklerini çıkardı.
Şapkasını yerine koydu.
Duşa girdi.
Üzerini giyindikten sonra gözlerine lens taktı ve dışarı çıktı.
Arabasına bindi.
Bir evin önünde durdu.
Telefonunu aldı eline ve telefon açtı.
“O kızı yok edeceksin.” dedi.
Telefonu kapattı.
Arabadan indi.
Eski bir apartman dairesiydi.
İçeri girdi.
Özürlü bir kardeşi vardı.
Ona bakıyordu.
“Onu yok edeceksin.” deyip ilaç verdi bakıcısına.
Oradan uzaklaştı.
O sırada görüştüğü adam olan Sinan takipteydi.
Dürbünle izlerken birden kızı gördü.
Sarışın mavi gözlü bir kızdı.
Balkonda gördü.
Adamı gördü ve el salladı.
Sonra da perdeyi kapattı.
Yatağına geçti kitap okumaya başladı.
Kızın adı Leyla’ydı.
Leyla kendi halinde öylesine bir kızdı.
Resim dersleri alıyordu.
Sanatçı ruhlu bir kişilikti.
Boş zamanlarında dans ediyordu.
Tek başına yaşıyordu.
En son okuduğu kitap Jose Saramago’nun Körlük romanıydı.
Biz hepimiz kördük ona göre.
Gözlerimiz olsa dahi.
Bilmiyorduk.
Göremiyorduk.
Dar kalıpların içinde sıkışmış kalmıştık.
Bir şablon vardı ve at gözlüğü takarak dolaşıyorduk etrafta.
Gregor Samsa gibi böcektik.
Ötekileştirilmiştik.
Biz ötekiydik.
Öteki olmanın bedeli ağırdı.
Farklılığımız önemliydi.
Farklı olsak bile öteki değil miydik?
Sen+Ben+O=Biz
Hepimiz ötekiydik.
Kör olduğumuzun farkında bile değildik.
Önümüzdekini göremiyorduk.
Varlığımızı göremiyorduk.
Sahip olduklarımızı göremiyorduk.
Çünkü biz aynı değildik.
Aynı olmak zorunda olmasak bile kördük ve ötekiydik.
Ayşe evinde yalnız oturan birisiydi.
Her gün hasta annesini ziyaret ederdi.
Yemenisini hep başında bulundururdu.
Teyzesi hazırlamıştı.
Yemek yapmayı çok severdi.
Annesinden reçel yapmayı öğrenmişti.
Her gün çilekleri bahçeden alıp reçel yapardı.
Onları satar, harçlığını çıkarırdı.
Namaz kılmayı çok severdi.
Köyden getirdiği tereyağıyla yumurta yapar sabah kahvaltısını yerdi.
Ayşe çok hamarattı.
Ev işlerinden çok iyi anlıyordu.
Her hafta evini temizlerdi.
“Anne çiğdemleri yemekteyim.”
“Ye çocuğum.”
“Anne üniversite sınavını kazanmak zorundayım.”
“Birlikte kazansak.”
“Olur. Sen de gel anne.”
“Önce şu çiğdemleri ye. Kahveyi cezveye koy. Kahve içelim.”
“Aferin kızım. Oku büyük adam ol.”
“Ayşe.”
“Söyle anne.”
“Entarini giyin.”
“Şu reçelleri önce yapalım.”
“Tamam anne.”
“Önce çilekleri toplayalım.”
Topladılar.
“Şekerleyelim çocuğum.”
“Aferin sana. Oku büyük adam ol.”
“Üniversiteyi kazandım zaten.”
“Aferin sana çocuğum.”
“Çiğdemleri ye çocuğum.”
“Kahveyi de unutma.”
“Aferin çocuğum.”
“Yemenini bağla namazını kıl.”
“Önce oku büyük adam ol.”
“Aferin sana çocuğum.”
Sevde esmer bir kızdı.
O kadar esmerdi ki görenler “Arap Sevde” diyordu.
Arap değildi.
Zenci de değildi.
Ama o kadar esmerdi ki görenler zenci sanıyordu.
Aynaya baktı.
Güzel miydi?
Bilmiyordu.
Kendini hiçbir zaman güzel hissetmemişti.
Çirkin miydi?
Bilmiyordu.
Ama esmerdi.
Saçlarını bu yüzden uzatmıştı.
Saç rengini seviyor muydu?
Bilmiyordu.
Güzel miydi?
Bilmiyordu.
Aynaya baktı.
Güzel miydi?
Bunu bilmiyordu.
Gözlerine lens takmıştı.
Güzel miydi bilmiyordu.
Mini etek giymişti.
Güzel miydi bilmiyordu.
Saçlarını kumral yapmıştı.
Güzel miydi bilmiyordu.
Ama esmerdi.
Aynaya baktı.
Güzel miydi bilmiyordu.
Üniversiteyi kazandığından beri mutlu muydu bilmiyordu.
Güzel miydi bilmiyordu.
Aynaya baktı.
Esmerdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Denizde çabuk yanardı.
Esmerdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Saçları kumraldı.
Esmerdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Saçlarını kuaförde yaptırdı.
Güzel miydi bilmiyordu.
Esmerdi.
Denize bikiniyle girerdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Erkek arkadaşlarıyla parti yapardı.
Esmerdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Elbiselerini hep özenle seçerdi.
Hiç kitap okumazdı.
Sadece makyajla ilgilenirdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Kafede arkadaşlarıyla selfie çekmekten mutluluk duyardı.
Esmerdi.
Güzel miydi bilmiyordu.
Her şeyin en güzelini bulurdu.
Güzel miydi bilmiyordu.
Esmerdi.
Sevinç sarışın gibi bir kızdı.
Saçlarını özenle boyatmıştı.
Mor giyinirdi.
En sevdiği renk mordu.
Ancak saçlarına özenle bakıyordu.
Güzeldi.
Ama üniversiteyi zar zor kazanmıştı.
Telefonundan arkadaşlarına gönderdiği mesajda “ Her şey çok iyi.” diyordu.
Duygu kumral bir kızdı.
Gözleri kahveydi.
Çok çalışkan bir kızdı.
Derslerine her gün çok iyi çalışırdı.
Çok zekiydi.
İzzet esmer bir çocuktu.
Derslerini zar zor başarmıştı.
Ama yetenekliydi.
Dersleri çok kötüydü.
Zengindi.
Üniversiteyi de zar zor kazanmıştı.
O kadar zeki değildi.
Yunus çok yakışıklıydı.
Herkes beğenerek bakardı.
Ancak o kadar da zeki değildi.
Komikti.
Esprilerine herkes gülerdi.
Her zaman mutluydu.
Kimse onu üzemezdi.
Her zaman çok mutluydu.
Bir sürü kız arkadaşı vardı.
Üniversiteyi zar zor kazanmıştı.
Nimet 35 yaşındaydı.
Çocuğunu doğmadan kaybetmişti.
Anne olmayı çok istiyordu.
35 yaşındaydı.
Eşi onu oyalansın diye üniversiteye kaydettirmişti.
Çok zeki bir kadındı.
Her gün kitap okurdu.
Edebiyat konusunda çok iyiydi.
Küçüklüğünden beri şiirler yazardı.
Her gün kitap okurdu.
Kitapları çok severdi.
Edebiyattan anlıyordu.
İskender Pala en sevdiği yazardı.
Elif Şafak’ı çok severdi.
Her gün bir kitap okurdu.
Çok zeki bir kadındı.
Çocuğu hiç olmamıştı.
O yüzden üniversiteye kayıt yaptırmıştı.
Burçak kumral bir kızdı.
Sağlığına takılmıştı.
Sağlık takıntısı vardı.
Sağlığına çok dikkat ederdi.
Sağlığına takılmıştı.
Sağlığına takılmasına takıntılı bir şekilde takıntılanmasına takılmıştı.
Takıntılılanmasına takılan tek kişi takılmamıştı: O!
Takılamamasına takılan da yok takılmadılar.
Takılamamalarına da takıntılanamadılar.
Takıntılarına takılmasına takılamamışlardı.
Takılmasına takılmışlardı ama takılamadıkları için takıntılanmadılar.
Takılsalar da takılamamazlardı.
Takıldılar çünkü takıldılar.
Takılsalar da takılamazlardı.
Takıntılanmasına takılsalar takıldılar işte.
Takıl bana hayatını yaşa demek geldi içimden.
Takılamazdan takılma sen takılırsın çünkü.
Takılamazsan takılamazsın takıntılanmasına takılma sen bir takılıcısın.
Takılamazsan takılma sen bir takılacaksın.
Takılmana takıldım desem de takılma olur mu?
Takıl bana hayatına yaşa demek geldi içimden.
Çocuklarımın çocuklarının çocuklarını çocuklaştırmışlar.
VE İŞTE ÜNİVERSİTE KAPISI!
Büyük bir dünya evi açılışı!
YENİ BİR HAYAT!
Hoş geldin de bize.
Biz de buradayız.
EVET!
Buradayız.
BİZE HOŞGELDİN DE!
HOŞ GELDİN DÜNYAYA!
AÇIL KAPI AÇIL!
TAK TAK!
AÇIN KAPIYI BİZ GELDİK!
Biz hepimiz buradayız.
Çünkü buralıyız.
Hepimiz mutluyuz.
Hepimiz kazandık.
AÇIL KAPI AÇIL!
Biz geldik.
Hepimiz biz geldik.
Biz geldik.
BU ÜNİVERSİTENİN ÇOCUKLARIYIZ BİZ.
Biz geldik.
AÇIN KAPIYI AÇIN!
Biz geldik!
TAK TAK!
ÜNİVERSİTENİN
AÇILIŞINA
TÜM
ÖĞRENCİLER
DAVETLİDİR.
FARABİ KONFERANS SALONU
D100
10.09.2019
SAAT 09:00
Yeni bir hayata merhaba dedi gönlümüz.
Yeni yeni yollara merhaba dedi canımız.
Eğitim bir AŞKtı.
Ben de SENdim.
Sessizlik lütfen.
Gönlümüzün sesi yeter HOCAM.
“2020-2021 Eğitim Öğretim dönemimiz başlamıştır.”
Dilara Pınar ARIÇ
