Nur ARTIRAN
Bizler genellikle ibadetlerimizi Cenab-ı Allah için yaptığımızı düşünür, ibadetlerimizle hiçbir şeye muhtaç olmayan Rabbimize ikramda bulunduğumuzu zannederiz. Manevi sorumluluklarımızı ihmal etmekteki temel sebeplerden biri budur. Halbuki yalın hakikat, Cenab-ı Hakk’ın ibadetlerimize hiç ihtiyacının olmadığıdır. Gece gündüz, bir ömür boyu ibadet edilse Cenab-ı Hakk’ın kemalinde bir artışa sebep olmadığı gibi, küfr ü inkarımız Ebu Leheb ve Ebu Cehil’i gölgede bıraksa bu da O’nun ilahi kemaline hiçbir eksiklik getirmez. İbadet, Cenab-ı Hakk’ın ihtiyaç duyduğu bir şey değil, insanın temel ihtiyacı olan rahmani bir gıdadır. İnsan yaptığı ibadetler neticesinde eşref-i mahlukat olduğunun idrak ve şuuru içinde yaşar, insanın maddi manevi huzur ve selameti iç ve dış dünyasındaki birlik ve beraberliği, adına ibadet dediğimiz manevi değerler içinde sırlanmıştır. Ne yazıktır ki; “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım” ayeti Cenab-ı Hakk’ın kendisi için bir ibadet beklentisi içinde olduğu şeklinde algılanıyor. Eskiden de böyle olmuş, bugün de aynı kanaat çoğunlukta. Böyle olduğundan, Rabbimiz bir hadis-i kudside şöyle buyuruyor: “Ben insan ve cinleri, kendilerinden faydalanayım diye yaratmadım. Onlar benden faydalansınlar diye yarattım.” Bu kudsi hadisten anlaşıldığı üzere ,Cenab-ı Hakk’ın namütenahi güzelliklerine, sırr-ı hikmetine, kudret ve kuvvetine yakin olmanın yolu adına ibadet denilen kendini bilme halinde gizlidir.
