Bosnada Bir İftar ve Bir Kadir Gecesi:

Cihan OKUYUCU
Saraybosnada geçirdiğim 2012 Ramazanıyla ilgili bir kaç tabloyu aktarayım..Bosna-Hersek’e gelmeden önce buraları ziyaret eden tanıdıklarımdan duyduklarım çok cezbediciydi. Şimdi bunların ne kadar haklı ama bir o kadar da eksik olduğunu görüyorum. Saraybosna çok çok farklı bir şehir. Onda insanın içine dokunan ve onu kendine bağlayan bir sır var. O yıl Ramazanın son günleri –Yunus Emre ekibi olarak – yine buradaydık. İlk akşam iftardan sonra arkadaşlarla Makbule ablaya Türk çayı içmeğe gittik. Makbule abla bizim buradaki kankamız. Gazı Hüsrev Beğ camiinin hemen arkasındaki Çizmeciluk sokağında 24 numara onun çayhanesi. Bu çayhane herkesin kahve içtiği Saraybosnada çay tiryakileri için bulunmaz bir nimet ve dolayısıyla bizim her gelişimizde uğramadan edemediğimiz bir mekan. Elli yaşlarındaki Makbule hanımın Türkçe kelimelerle dolu öyle hoş bir sohbeti var ki doyum olmuyor. Ancak asıl anlatmak istediğim bu değil..O gece baktık ki Makbule ablanın önündeki Çizmeciluk Sokağı baştan başa uzun bir iftar sofrası olmuş. Bir sokağı paylaşan dükkan komşuları evden getirdikleri nevaleleri bir araya toplamış kocaman bir Halil İbrahim sofrası donatmışlar. Böyle bir komşuluk dünyanın neresinde kalmış Allah aşkına. Biz gittiğimizde yemek yeni bitmiş sıra sigara ve kahve keyfine gelmişti. Gözlerim bu büyüleyici manzarayı kana kana içti, kulaklarım adeta meleklerin kanat hışırtılarını işitti. Neyse efendim, ihtiyatlı durduğumuzu gören sofra halkı hemen bize de bir yer açtılar pasta ve akıtılmış irmik ikram ettiler. Makbule Hanımı oturtan genç kızlar çay-kahve servisi yapıyor, sofrayı topluyorlar. Sanırsınız ki buradaki herkes büyük bir ailenin üyeleri. Hasılı öyle bir atmosfer ki anlatılmaz sadece yaşanarak anlaşılır..
Diğer bir çarpıcı tablo da Kadir gecesiyle ilgili.. O gece çay sohbeti biraz uzayıp yatsı ezanları okunmaya başlayınca biz de cami için ayaklandık. Lakin ne görelim. Gazi Hüsrev Bey camiini çevreleyen sokak kapılarının tamamı izdihamdan kilitlenmiş durumda. Bir hayli bekledikten sonra üç arkadaşım ümidini kesip geri döndü. Ben sabrettim ve karınca adımıyla nihayet avluya girmeyi başardım. Yarısı hanımlara tahsis edilmiş taş avluda halk ayakta preslenmiş vaziyette. Ne rüku ne secde mümkün değil. Cenaze namazı kılar gibi ayakkabılarımızı çıkarmadan ve ayakta imalarla namazın bir kısmını kıldık.Teravihin ilk 8 rekatından sonra içerisi kısmen kımıldanılabilir hale geldi ve namazın geri kalan kısmında önümdekilerin sırtına secde etme imkanı bulabildim. O gece sahura kadar aşirler, tekbirler tehliller ve ilahiler gözlerimizi gönüllerimizi yıkadı. Buradaki proğram biraz camiyle dergah karışımı bir çeşnide yürüyor. Bu yüzden de çok tesirli ve feyizli. Bilhassa ilahiler arasında bir kısmının Türkçe olması benim için ayrı bir heyecan unsuruydu. Aslında buralara yolu düşen her Türkün ilk dikkatini çekecek şey Boşnak kültüründeki Türkçe söz varlığı.. Dergahlarda Türkçe ilahiler duymak neredeyse sıradan bir durum.. Boşnakçadaki Türkçe kelimeler yahut söz kalıpları ise listeler dolduracak zenginlikte. Mesela bayram sabahı sokaklardaki bez afişlerde :”Bajram şerif mübarek ola” yazısını görürsünüz. Camiden çıktığınızda elinizi sıkanlar,”Allahi kabul” temennisinde bulunur. Dükkan sahibi sizi içeriye çağırırken,”buyrun,buyrun!” der.Vedalaşma ifadesi “Allah emanet”tir. Çeşni olması için bir kaç da kelime örneği vereyim:
Amam(hamam),ima(ama),baba, ahiret,ayran,aferim,alat(alet), alka (halka), alva(halva)ambar,aşcıya(aşcı)atlas avliya(avlu) bade, baca, bahçe, bayat, bayrak, bayram, bakar(bakır),baklava, bakraç, bahşiş, baksız(bahtsız) vs.
O gece 00.30’da camiden çıktığımda hala sokaklar kalabalıktan geçilmiyordu. Sanki yaşayanlarla birlikte şehitler de kıyam etmiş, bu cennet manzarasından nasibini aramaya gelmişti. Ah Bosna! Neden ismini her anışımda kalbime dokunduğunu o mübarek Ramazan gecesinde bir kere daha anladım bildim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir