Ali

Cihan OKUYUCU

Takdir kalemi  ezelde iki ismi  bir arada yazmışdı: Muhammed ve  Ali.

Göğün ağırlaştığı ve  son büyük emanetin doğum  emareleri  başladığı yıllarda   Kabede bir arslan paresi  doğdu. Onu iki kutlu  el  kavradı ve  kulağına  ismini  fısıldadı: Ali

Ebu Talibin oğlu  Ali  5  yaşında  baba evinden ismini verenin evine taşındı. Bu kutlu  evin  önce evladı  sonra  damadı  oldu.

İnsanlığın  son elçisi tebliğ emrini aldığında aşiretini  topladı ve üç kere sordu:

-Bu ağır yükü  taşımakda  kim  benim  kardeşim, vezirim ve  varisim  olacak?

Üç keresinde de  tek bir   el kalktı.. Göğsünde    arslan yüreği  taşıyan 10 yaşındaki bir   çocuğun  eli.   Efendimiz o  eli  tuttu ve buyurdu:

-Ali benim kardeşim, vezirim ve  varisimdir.

O günden sonra gözler Efendimizin önünde  ardında, sağında  solunda  hep Aliyi  gördüler.

Fahr-ı âlem, bir gece  yarısı Yâr-ı gârıyla  yola  düştüğünde  düşman kılıçlarının gölgelediği    yatakta yatan  er Aliydi.

Bedirde sancaktar, Uhudda siper, Hendekde meydanları  düşman kanına  bulayan  şir-i ner Aliydi.

Yedi kişinin  oynatamadığı kale  kapısını söken  fatih-i  Hayber  Aliydi.

Ama yüzüne  tüküren kafirin  boğazından  kılıcını  çektiğinde  Hayber fatihinden de  büyüktü Ali. Demişti ki:

-Hak arslanıyım ben, nefs  arslanı  değil.

Medinede her Muhacire,  Ensardan   bir kardeş tayin eden Efendimiz  mahzun Ali’yi    şöyle  teselli etmişti:

-Musa için Harun neyse    benim için osun sen. Dünyada da  ahirette de senin kardeşin benim.

Sonra onu göz nuru Hz.Fatımaya  eş  etti. Peygamber soyu bu  iki  temiz pınardan  çağıldadı.

Son elçi,  Refik-i  âlâsına  uçarken  yanı başındaydı  Ali..  Pâk  vücudunu  yıkamak onun ellerine;  inip çıkan  meleklerin  kanat  hışırtılarını  işitmek  onun kulaklarına  nasip oldu.

Ama  ah  riyaset hırsı, ah hubb-ı  cah sevdası! .. O ne yaman  ateş, o ne zorlu sınavdı ümmet için..  Daha Peygamberin cenazesi kalkmadan  Riyaset kıvılcımının düştüğü Beni  Saide’de  yufka  yürekli  Ebubekir’in salabeti, Ömerin  celadeti olmasaydı  ümmetin  hali  nice  olurdu. Peygamber  veziri  Ali  veraset  davasına  düşmekten yüceydi ;bu sefer  Peygamber  dostlarına dost  ve vezir oldu, çocuklarına onların  isimlerini  verdi.

Hilafet adı altında büyük bir fitne  topunu kucağına  bıraktıklarında Ali  adeta  yalvarmıştı:

 

-Bırakın beni..Benim vezirliğim emirliğimden   daha hayırlıdır..

Ama  olmadı, olamadı.. Ümmetin içinde  ondan  daha layığı  yoktu ve buna  rağmen  hatırlaması  bile  kalbe  giran gelen  o  faciaları engelleyemedi: Cemel’de  Peygamberin  en  sevdiği  eşi ve  cennetle  müjdelenmiş  iki  dost şimdi onun karşısındaydı. Siyaset tüccarları Sıffinde  onun karşısına Kuran sayfalarıyla,  Hakem oyunlarıyla çıktılar.  Nehrevan’da     eski dostlarının nasıl can hasmı  kesildiğine tanık oldu.. Ama Ali’nin  Hakka  ayarlı ibresi milim  şaşmadı. Biliyordu  ki  bazıları  düşerken  yücelir, bazılarıysa  yükselirken  düşerler. Bu yüzdendir ki  onu müştakı  olduğu  dostlarına  kavuşturacak meşum kılıç    başına indiğinde   sevinçle;

-Vallahi  kazandım !  buyuracaktı.

Hayatı kadar  mematı  da  hüzünlüydü Ali’nin.. Aynı  gece cenaze  evinden  tabut yüklü bir çok develer çıktı,  şehrin farklı yönlerine yöneldi..Hangi  tabut dolu hangileri  boştu  kimseler bilemedi. Haricilerin  mezar  tahribinden  çekinen  ehl-i beyti  onun mezarını bile  sırlamak zorunda  kalmıştı.

Yıkayanlar  yük taşımaktan simsiyah kesilen sırtını  görerek  ağladılar. Soydukları elbisesi  yamalıydı; açtıkları  mendilindeki ekmeği  kurumuş taş kesilmişti koca  Halifenin.

Kendi  nefsine  bunca  cimri  olan  Ali başkalarına  nasıl da  cömertti. Bir gün   biri  ekmek istemişti de hizmetkarı  Kanber üşenerek:

-Ama ekmek hurcun(çuvalın)  dibinde, demişti. Ali buyurdu:

-O halde  hurcuyla  birlikte ver.

-Ama  hurç devenin  üstünde..

-Peki  deveyle  birlikte ver o halde..

-Deve de  deve  katarına  bağlı..

-Tamam, katarıyla  bağışladım gitti..

Bunun  üzerine  devenin  üstünden  kendini  yere  attı Kanber, Ali’nin  ayağına  kapandı:

– Aman, dedi.. Beni de  o  katarla birlikte  hediye  edersin diye  korktum.!

Hikmet şehrinin  kapısı Ali  her biri  hayata  yön verecek  ne özlü  sözler bıraktı  geriye. Biz de bunların birkaçıyla  bitirelim sözlerimizi:

“Amelsiz sevap dileyen yaysız ok atmaya kalkışana benzer.”

“Benim yüzümden iki kişi helak oldur: sevgide  aşırıya   giden, sevmeyip aleyhimde  bulunan.”

“İnsanlar uykuda  yol alan kervan halkına  benzer.”

“Soluklar  ecele  atılan adımlardır.”

“Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi  miras, danışmak gibi dayanak olmaz.”

“Her kap   bir şey konunca  daralır; bilgi  kabı hariç. Ona bilgi  koydukça  genişler.”

“Zahitliğin en üstünü  zahitliği  gizlemektir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir