Sabah uyandı.
Gözleri fal taşı gibi açıldı.
Yalnızdı.
Annesi telefonla aradı.
-Yarın sabah oradayız.
-Sen neredesin?
-Yarın geliyoruz.
-Peki. Tamam.
Gözlerinden yalnızlık okunuyordu.
Bir tutam çay döktü çaydanlığa.
Kaynattı.
Fincana biraz doldurdu.
-Gökyüzü çok güzel değil mi kedi?
-Miyav…
-Sen bir bebeksin.
-Miyav…
-Senden ayrılamam. Ben babanım.
-Miyav…
Ertesi gün evren sessizliğe bürünmüştü.
Birden bir ses duyuldu.
-Boom…
Bir ses daha…
-Boom…
Bir ses daha…
-Boom…
Bir kadın kapıyı çalmaya başladı.
-Açın kapıyı!
Bağırdı.
-Açın kapıyı açın!
Açtı.
-Anneniz…
-Ne olmuş anneme?
-Babanız…
-N’oldu söyle bana?
-Terör saldırısında vefat etti.
-Manyak bir adam onları öldürdü.
-Nasıl yani?
Fincan elinden düştü.
Başı dönmeye başladı.
Oracıkta bayıldı.
Kalbi duracak hale geldi.
Kadın nabzına baktı.
Kalbi saat 12’de durmuştu.
Sabah uyandı.
Saat 12’yi gösteriyordu.
DİLARA PINAR ARIÇ
