Mahmut KAPLAN
Fâ i lâ tün/ fâ i lâ tün/ fâ i lün
Hayra dersen her işin ersin başı
Besmeleyi kıl dilinin yoldaşı
Hak Teâlâ ol dedi her şey ki var
Kudretiyle buldu varlık iştihâr
Kudreti sonsuz Alimdir Lemyezel
Evvel Âhir ismidir Ebed Ezel
Kâinât her emrinin fermânberi
Asla çıkmaz emr-i Haktan dışarı
Kâinât mutî iken ey serseri
Nasıl olur çıkmak istersin beri
Emr-i Hakka kıl itâat muhsin ol
Bundan eslem yok azîzim doğru yol
Fahr-i âlem Hazret-i Ahmed Habîb
Rehber-i ekmel kamu derde tabîb
Biz hakir ümmetine oldu şefî
Sâyesinde cürm ü isyân mündefî
Ümmetî der Hak dîvânında Resûl
Tâbi ol sen sünnetin bul kutlu yol
Sünnetin tatbîk eden mes’ûd olur
Hak teâlânın rızâsın tez bulur
Zümre-i tahkîk ederken keyf-i çay
Der Selâmet hâzır ol sonraki ay
Yâr-ı gârım Bekr-i sâhib-dil yine
Gitmek ister Muskata cân nakdine
Orda vardır tıfl-ı nevres Meryemi
Özlemiş görmek dilermiş hemdemi
Biz de gitsek seyr-i deryâ pek güzel
Bir teferrüç eylesek hem sen de gel
Zâʼiri bu teklif-i seyr ü sefer
Eyledi mesrûr u gam etti güzer
Zeng-i hâtıf çaldı bir gün bî-haber
Der Selâmet numronu yaz bana ver
Hayr ola niçin dedim bu isticâl
Dedi almak numrosuz bilet muhâl
Rahmet-i Rahmân yağarken ben yine
Hâneden çıktım elimde şemsiye
Geldi dolmuş bindim ona pür-telâş
Islanıp montum elimde çanta yaş
Bekleriken ben durakta servisi
Kulağım doldurdu kemençe sesi
Bir de baktım kuşeden bir nev-cevân
Elde kemençe kılar durmaz figân
Neyse geldi otobüs olduk revân
Başladık yolculuğa bir hoş zaman
Olduğundan sâat-i seyrânımız
Olmadı zahmet sıkılmaz cânımız
Bir de baktım Hâce Rûhî mübtesim
Hem Selâmet elde valizler cesim
Hoş beş ettik gittik çekin’den yana
Kartları aldık üçümüz yan yana
Sohbet ettik bekledik sâat tamâm
Vakt erişti üçümüz ettik kıyâm
Hâce Rûhî hem Selâmet bendeniz
Elde valizlerle bulduk yerimiz
Oturup biz şöyle bağlandık kemer
Ben deyip birden Selâmet arz eder
Rûhiyâ havf eylerem uçmaklığa
Çâre senden ben fakîr kardaşlığa
Hâce Rûhîdir tabîb-i muhterem
Çıkarıverdi cebinden habb-ı nevm
Habbı yutunca Selâmet pür-hurûş
Gitti havfı oldı mesrur etti cûş
Arada bir düşse başı göğsüne
Kaldırıp pencereden bakar yine
Gitti havfım geldi birden bir huzûr
Kaplamış birden derûnum hoş sürûr
Geldi ikrâm eyledik ekl-i taâm
Uyuduk kalktık sefer oldu tamâm
İndik uçaktan üçümüz peşpeşe
Vîze işlemler yapıldı bak işe
Kapıdan çıktık bizi bekler deyi
Gözleriz gelmez hemen damat beyi
Bakınıp durduk tanıdık kimse yok
Tanıdık yok tanımadık yüz ne çok
Neyse geldi İbrahîm gördük iyi
Kimseyi Hak darda koymasın deyi
Elde valizler revân olduk yola
Rabbimiz işlerimizi hoş kıla
İbrahim İbram Halil şardaşıdır
Milletinden Urfalı kardaşıdır
Evine vardık Bekir bekler bizi
Kavuşup Meryemine gülmüş yüzü
Hoş safâlar hoş safâlar canlarım
Geldiniz hoş geldiniz ihvânlarım
Eylemiş bir mâide ihzâr bize
Buyrunuz kahvaltıya sofra size
Bal u peynir zeytin u beydâ biber
Lokmalar lokmaları tâkip eder
Tepsi içre tütmede bir hoş duman
Evde pişmiş çün börek tutman aman
Hamle kıldık tepsiye elde çatal
Korkudan titrer garîp kâsede bal
Kaçmak isterse de zeytin nâfile
Saplanır böğrüne çatal keyf ile
Çay dem-i tavşana eyler ta’neyi
Kıvrılır tütmekte duman pek iyi
Bir güzel doyduk teşekkür eyledik
Hâtırâtı yâd edip çok söyledik
Yevm-i cum’a olduğundan biz dahi
Eyledik câmi’de edâ cum’ayı
Biz otel onlar diyor funduk meğer
Eskiler han der dahi ne fark eder
Yerleşip bir dem uyuduk vesselâm
Sonra lobide buluştuk tastamâm
Bekr-i sâhib-dil ü İbrâhim bizi
Bekliyormuş almağa cümlemizi
Sâhil-i deryâda bir hoş restoran
Pek iyi fikr eylemiş onu kuran
Med-cezir varmış çekilmiş okyanus
İnce kumlara vurur şavk-ı fanus
Yaşlı genç bir hayli insanlar gezer
Kabaran okyanusu şöyle süzer
Bir hışırtı bir sızıltı duyulur
Yaklaşır dalga ve kumlar oyulur
Çekilir su boş kalır sâhil yine
Değmeyin kumda çocuklar keyfine
Sâhilin balık olurmuş yemişi
Onu pişirmek de ustanın işi
Okyanusun hoş olur balıkları
Etleri lezzetli az kılçıkları
Sâhili şöyle temâşâ eyledik
Lutf-ı Haktan yedik içtik söyledik
Yarın erken kalkarız beklemeden
Dönmek için otele çıktık hemen
DER MUSKAT YEMV-İ SÂNÎ
Bir güzel uyku çekip erken sabâh
Sağ selâmet eyleyip hamd-i İlâh
Hâzır imiş sofra indim aşağı
Ele aldım ben çatalla kaşığı
Bir tabak zeytin u peynir bal u yağ
Doldurup meyva suyuyla bir ayağ
Sonra geldi Hâce Rûhî-yi Yavuz
Hem Selâmet eyledik seyr-i havuz
Geldi İbrahim ayaklandık o dem
Bir cip ihzâr eylemiş be-pîş kadem
Bekr-i sâhib-dil be-gâyet neş’eli
Meryem-i nev-sâleyi görmüş beli
Her araçta dört kişi çıktık yola
İlk hedef çöldeki bir vâdî ola
Bir yere geldik çoğaldı gölgeler
Hurmalar türlü ağaçlar bahçeler
Park edip cipleri indik cümlemiz
Bir ferah belde civâr her yer temiz
Çöl içinde bir vaha derler ki bu
Kudret-i Haktan gelip akan bu su
Bir behiştâsâ diyâr bâğ-ı cinân
Teşbih etsem cennete olmaz yalan
Bekr u Rûhî hem Selâmet birle ben
Peşpeşe çıktık kayalardan hemen
Göl göl olmuş su birikmiş kûşeler
Sulara gark oluben endîşler
Pek hatarlı yerler içre nerdübân
Eylemiş inşâ yürümekçin yayan
Hâce Rûhî ardısıra ben hemin
Yol alırdık Bekr u Selâmet emin
Atlayıp taştan taşa biz sür’aten
Bakmadan arkamıza var mı gelen
Önce Bekr sonra Selâmet döndüler
Kayalıklardan aşağı indiler
İlm-i rûhiyyâta âlim pür-fünûn
Eylemiş nastan nice def’-i cünûn
Hâce Rûhî ilm-i rûh üstâdıdır
Bîsütûn-ı nâsın nev-Ferhâdıdır
Azmedip vazgeçmedik yoldan bilin
Söyleyim niyyetimiz siz fehm kılın
Gitgide yol daralıp incelerek
Bir mağaraya dayandı giderek
Kaynayıp durur içinde bir su var
Her yanı ol su durur durmaz akar
Hâce Ruhîyle dönüp tekrâr geri
Çektirip birkaç resim dağ u beri
Bekr derâgûş eylemiş Meryem gider
Saklamak için güneşten hıfz eder
Ciplere olduk süvâr tuttuk yolu
İstikâmet Tîh-i Muskat coşkulu
DER VASF-I KAZÂ-YI HATARNÂK
Çıkmış idi İbrahim bizden öne
Sevkedip navgasiyon yanlış yöne
Sol cenaha dönmek isterken garîp
Bir taşıtla başbaşa oldu karîp
Sakladı Rabbim kazâdan cânları
Çarpmadan hıfz eyledi insânları
Üzmedi bu rihlet içre kimseyi
Yola düştük yeniden yâ Hak deyi
Çün güneş yükseldi vü çıktı sıcak
Çöl göründü bî-sınır hem bî-bucak
Cipler kumlarda kayar gitmez durur
Cümle yârân koltuğunda dik durur
Bir ağaç gördük kenârda sâyedâr
Kumlar üstünde güzel gölgesi var
İbrahîm almış serer hasirleri
Davet etti ol bisâta bizleri
Her taraf kumdan tepeler pek güzel
Kudretiyle halk eden Rabb-i ezel
Yalnayak ben başı kabak yürüdüm
Issıdan yandım ki sandım çürüdüm
Kum sıcağından yanarken cism ü ten
Nâr-ı cehennemi fikretmede ben
Bir tepeye tırmanıp baktım hele
Rîh-i tîhden ufka düşmüş velvele
Savrulup kumlar yığılmış dağ gibi
Kavrulur ayakların kaynar dibi
Geldi anda kalbime bir iştiyâk
İbret al kudret-i Haktan bir sebak
Coştu birden dil kabardı hissiyât
Bir gazel geldi lisana pür-nikât
MÜNÂCÂT
Me fâ î lün/ Me fâ î lün/ Me fâ î lün/ Me fâ î lün
Kapında bir gedâyım ben kabul kıl kovma sultânım
Günâhım bî-şümâr nefsim şımarık eyle dermânım
Bu çölde ben senin lütfun umar bir serserî mecnûn
Tîh-i Muskattaki kumlar kadardır cürm ü isyânım
Devâ kılmaz bana bir an tabîbânı cihan aslâ
Senin afvınla gufrânın şifâ Hannân u Mennânım
Kerîm Rabbim kerem kıl mağfiret şânın senin Ğaffâr
Sevindir ben kulun rûz-ı kıyâmet dinsin efgânım
Bu Zâir tîh-i gam içre garîbân merd-i nâlânım
Kapında bir gedâyım ben kabul kıl kovma sultânım
Ben münâcâtım bitirdim yürüdüm
Âteş-i kumdan bedenim sürüdüm
Bir de baktım gelmede yoldaşlarım
Râh-ı Hakta cânlarım candaşlarım
Her biri çıplak ayaklarla bile
Tırmanıp gelmekteler tertîb ile
Önde Bekr İbram Selâmet hem dahi
Kolların açmış gelir doktor Ruhî
Kum dağından ufka baktılar kamu
Tâ derinde hissedip tende kumu
Ten yanar rûhum ferahlar sevinir
Uçmak ister can kafesten silkinir
Ufka baktıkça yanar genzim benim
Burkulur kalbim ve sızlar bedenim
Kimse bilmez gizli dâğım yandığın
Tıfl-ı cânım nûr-ı aynım andığın
Aklıma düştü dem-i hicrân yakar
Gözyaşım bir kor gibi kalbe akar
Nâr-ı hasret yaktı mı bir dil biter
Tîh-i hasret sarmalar candan yiter
Kum dağından iniverdim gölgeden
Her birinin Resmini çektim hemen
Hâzır imiş sofra kuruldu ekip
Köfte ekmek ayran u çay eklenip
Lezzetin şerh etmeğe imkân yok
Köftenin ekmek içinde kadri çok
Doldurup ayranları bardaklara
Cümle bağdaş oturup çardaklara
Şen şetâret eyledik ekl-i taâm
Eyledik seyrân-ı tîhi bittamâm
Geçmek olmaz bir hikâyet kim şudur
Sofradayken etti develer zuhur
Cümlemiz kalktık temâşâ eyledik
Yaklaşıp onları görmek istedik
Çöl otundan koparıp ben bir tutam
İstedim onunla bir deve tutam
Korka korka yanına vardım onun
El uzatıp otları verdim duyun
Açtı ağzın otları kıldı kabul
Çöl otun bir hoşça yuttu deve bil
Gördüler ayağı bağlı develer
Her biri geldi deveyi seveler
Geldi Meryemcik de sevdi deveyi
Pek yakından deveyi gördü iyi
Hak Teâlâ gösterir ibret bize
Eğri büğrü üştürü gören göze
Ayrılık zor olsa da üştür yine
Aldı başın düştü otlar ardına
Gün batıp ufku boyarken kızıla
Biz de neş’eyle koyulmuştuk yola
Bir köyün mescidini bulduk şükür
Şadrevândan âb-ı hayvân dökülür
Abdest alıp mescide ettik duhûl
Bağladık saf hep berâber cümle kul
Muskata döndük cemâat sâlimen
İbrahim bir restoran buldu hemen
Geldi Meryemcik kuruldu koltuğa
Dedesiyle başladı konuşmağa
Hadravât kıldı müzeyyen sofrayı
Elde tepsiyle görün garson beyi
Sohbet ü ekl-i kebâp derken ahi
Vakt-i avdet geldi kalktık biz dahi
Der Selâmet çün seyâhat bitti ah
Varırız Sıtanbula yarın sabâh
AVDET-İ ISTANBUL-I CENNET-MEŞÂM
Bekr ü İbrâhîm uğurlarken bizi
Dediler tez bekleriz tekrâr sizi
Havfım attım der Selâmet pür-sürûr
Tâirâta doğru merdâne yürür
Korkmazam bundan geri uçmağa ben
Tamir olmuş merkez-i havfım hemen
Râzı olsun Hak Rûhî Beyden ebed
Kurtarıp havftan beni ednâ müdet
Tâze bismillah deyip kıldık urûc
Kaldı yerde bir nice kal’a bürûc
Geldi kahvaltı yedik içtik beyim
Gerisin anla daha ne söyleyim
Üçlü koltuk boş imiş yattım rahat
Uyumuşum geçti bilmem kaç saat
Bir işâret konuşur kaptan meğer
Bağlayın inmekteyiz sizler kemer
İndik İstanbul serin hem cev bulut
Muskatın gâyet sıcak hâlin unut
HÂTİME
Bir seyâhat böylece erdi sona
Sağ selâmet vardık ata yurduna
Çün buyurmuş Fahr-i âlem Mustafa
Seyredin sizler bulun sağlık safa
Biz de uyduk emrine kıldık sefer
Tertemiz bir belde kim müslim-eser
Cadde restoran u mesâcid temiz
Muftehir olduk ne kadar bilseniz
Yıl iki bin yirmi mevsim kış idi
Bu seyâhatnâmeyi Zâir dedi
İsmi oldu Tuhfe-i İhvân hemân
Anlatır memleketin nâmı Uman
Maksadım bir hoş tebessüm hâtıra
Dostlara ihdâ edip ardım sıra
Zâirin ismini her kim ki ana
Hayr duâ eyleyeler candan ona
Hak teâla cümlesin mesrûr ede
Hak yolundan sapmayıp doğru gide
Kıl şefâat ey Nebî kutlu Habîb
Cennet-i Firdevsi Hak kılsın nasîb

Divan şirini 2020 yılına taşıyan kıymetli Hocamın eserini Şeyh Galip okusaydı, bugün “Hüsn ü Aşk” ın yerinde bir seyahatname olabilirdi. Hocamın şahsına münhasır üslubuyla, yıllar önce o doyamadığımız derslere bir seyahat oldu bu şiir.
Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun sayın hocam.
Sehl-i mümteni eserinizi bugün okuyabilirim.
Yüreğinize ve kaleminize sağlık.
Divan şiirimizin günümüze yansımaları, şekil ve tür konusunda m musaadelerinizle değerlendirmek istiyorum.
Selam ve muhabbetle…