Gülümse: Yazarlığa nasıl başladınız?
Recep Garip: İlkokulda başlayan kitap okuma tutkum, ortaokul ve lisede artarak devam etti. İlk dergimi lisedeyken yayınladım. Böylelikle ilk şiirlerimi, deneme ve hikayelerimi o yıllarda keşfettiğimi söyleyebilirim. Üniversitede okuduğum yıllarda ulusal gazete ve dergilerde yazmaya başladım. Bu günlere değin bir taraftan yoğun okumalarım diğer taraftan yazı çalışmalarım devam ediyor. 25 kitabım yayınlandı. Bir başka taraftan ressamlığım kendi seyrini sürdürüyor. 30 kişisel resim sergisi açtım. İlk dergim “Alemara”, ondan sonra “Çınar”, sonra “Pulsuz”, daha sonra “Yeni Sıla” dergileriyle yol devam etti. Sonraki dönemlerde bir dizi dergi ve gazetelerde yazdım, yeni dergilerin yayınlanmasında yer aldım. “Yeni Ufuk”, “Mavi Gül”, “Dil ve Edebiyat”, “Şehir ve Kültür”, “Ay Vakti” bunlar bazılarıdır. Uzun süredir kültür, sanat, edebiyat, şiir ve resim eksenli www.recepgarip.com sitem devam ediyor. “Gerçek Tarih” dergisinin Yayın Kurulu Başkanlığını yürütüyorum. İstanbul’da yayınlanan “Şiar”, şimdilerde “Fetih” gazetesi ve “Teferrüç” dergilerinde de aralıklarla yazıyorum. “Yitik Bavul”a resim sanatçıları üzerinden tablo çözümlemeleri yapıyorum. “Uyanan İnsanda” ve Azerbaycan’da yayınlanan “Azad Media” da aralıklarla yazıyorum. Diyanet TV.de her pazar saat 13.00 de devam eden kültür sanat ağırlıklı “Kahve Bahane” programını sunuyorum. “Yeni Birlik” gazetesinde her cuma kültür, sanat, edebiyat eksenli yazılar yazıyorum.
Gülümse: Sizi okurken etkileyen üç isim nedir? Neden?
Recep Garip – Önemli bulduğum sorulardan biridir. İlk sıraya rahmetle andığım Kemalettin Tuğcu’yu yerleştirmeliyim. Kendisinin hayatına bakıldığında görülecektir ki 13 yaşlarında şiir ve öykü yazmaya başladığını ifade eder. Bir bakıma benim hayatımın da aynı dönemlerinde bir taraftan okuyup, diğer taraftan yazmaya gayret ettiğimi ifade edebilirim. Ortaokul yıllarımdan itibaren hayatıma yön veren, yazdıklarıyla ruhumu, aklımı ve gönlümü zenginleştiren kalemlerden biridir. Hikayenin romansı tadını aldığım üretken bir kalemdi. Her okuduğum kitabını dönüp bir kez daha bana okutan kalemlerden biridir ve hep Tuğcu gibi bir kalem olmayı düşünürdüm ortaokul ve liseli yıllarımda. Kalemindeki sahicilik, yalınlık, doğal bir anlatımla hayatın içinden yaşanmış hikayelerle okuyucuların yüreklerine dokunuyor olması önemlidir. Bilebildiğim kadarıyla üç yüz civarında hikaye ve roman sahibidir. Bazı romanları beyaz perdeye aktarılmış, televizyon dizileri çekilmiştir. Sinemamızın çocuk yıldızlarının rol aldığı “Ayşecik”in senaryosunu yazmış, “Baba Evi” romanı televizyon dizileri için ilham vermiştir. 1990’lı yıllarda özel bir televizyon kanalı için “Üvey Baba, Küçük Besleme, Mercan Kolye, Babamın Günahı ve Altın Saçlı Kız” eserleri aynı kadroyla “Üvey Baba, Küçük Besleme, Mercan Kolye”yle milletimizin yüreğindeki yerini almıştır. 19 Ekim 1996 tarihinde vefat etmiş, Çengelköy kabristanında toprağa verilmiştir. “Yer Altında Bir Şehir, Baba Evi, Annemin Hikayesi, Ana Kucağı, El Kapısı, Babam ve ben, Kuklacı, Yetim Ali, Balıkçının Kızı..” vs. kitapları günümüz gençliğinin okumasında yarar görüyorum.
İkincisi; Cahit Zarifoğlu. Zarifoğlu’yla yüz yüze tanışmadan önce şiirleriyle, deneme tarzında yazdığı günceleriyle, vurgulu, coşkun denemeleriyle sevdim. Şiirleri nedense hep tanıdık gelirdi. Zor-anlaşılmaz lakin tanıdık, bizden bir parçayı işaretler gibi gelirdi bana. İlk okuduğum şiir kitabı “Yedi Güzel Adam”dı. Ardından “Yaşamak”, günce yazmamda beni motive eden eserlerden birdir. Farklı, tadı, tuzu, ahengi, üslubu olan şiirlerinden ziyade “Yaşamak” eseriyle daha çok dikkatleri üzerine çeken bir kalemdi. Genç yaşta aramızdan ayrıldı. “İns, Menziller, Korku ve Yakarış, Bir Değirmendir Bu Dünya, Katır Arslan, Yürekdede ile Padişah” gibi eserleri önemlidir. İkinci yeni şiiri içinde ele alınsa da şiir tarzıyla, üslubuyla, savunduklarıyla onlardan ayrılmış Sezai Karakoç’un öncülük ettiği “İslami Şiir Akımı”nın içinde değerlendirilmiştir.
Üçüncüsü; Sezai Karakoç. 1972-73’lü yıllarda “Diriliş ve Edebiyat” dergilerini Adana’da bir şekilde temin edip okuyordum. Karakoç Üstadımı böylelikle tanımaya başladım. Bir yandan dergiler ve yazarları, diğer yandan onların eserlerini temin ederek okumaya gayret ediyordum. Bahse konu dergiler edebiyat dünyamızın önemli-iz bırakan dergileridir. “Büyük Doğu” denildiğinde Necip Fazıl Kısakürek, “Diriliş” denildiğinde Sezai Karakoç, “Edebiyat” denildiğinde Nuri Pakdil hatıra gelir.
Şiirde, denemede, fıkrada, hikaye ve tiyatro eserlerinde kullandığı dil, üslup, betimleme ve ahenk bizlere bir tefekkür dünyası açmıştır. Özellikle düşünce-sorgu-tahlil-teklif ağırlıklı denemeleriyle Türk Edebiyatına “diriliş medeniyeti ve diriliş tefekkürü”nü yerleştirmiştir. Sezai Karakoç’u okurken; İslam medeniyet tarihimizin seyrini-izlerini takip ettiğimizi idrak ettirir okuyucuya. “Makamda” 8. sayfada şöyle ifade eder; “Aklın bir kılıç olsun, duygun bir kalkan, bilgin de bir zırh. Göze görünmez şer çerisine karşı bunlarla donanmış olarak, ruhuna, yaban kişilerin ellerini değdirmemeleri için savaş.”
Adı geçen eserin 66. sayfasında ise; “Estetik, ruhun, “kalp” durağından öteye, bütünüyle değişime, adeta kimyasal bir başkalaşıma uğramadan geçemez”. Karakoç üzerinden şiiri, sanatı, edebiyatı ve hayatı çözümlemeye geçecek olursak bu yazı bitmez. Dolayısıyla eserleri bugünün, yarının ve geleceğin insanlığı için yol gösterici olacaktır. Gençliğin el kitabı olarak Sezai Karakoç üzerinden “Diriliş Mektebi Okumaları” yapmalarını tavsiye ederim. Özellikle şiiri, sanatı ve edebiyatı önceleyenlerin okumaları için; “Gündoğmadan (Bütün Şiirleri), Edebiyat Yazıları -I-II-III, Çağ ve İlham I-II-III, Yitik Cennet, Diriliş Neslinin Amentüsü, Meydan Ortaya Çıktığında, Portreler, Batı Şiirlerinden, İslam’ın Şiir Anıtlarından, Mehmet Akif, Yunus Emre, Mevlana, Sur, Çıkış Yolu-I-II-III..” vs.
Elhasıl, sanatın cevheri şiirdir.
Gülümse: Günlük kavramı nedir?
Recep Garip: Genel ifadeyle; eli kalem tutanların, güne dair önemli bulduklarını, doğal bir anlatımla, herhangi bir budamaya ihtiyaç duymadan, gerçekçi bir anlatımın adıdır günlükler. Gözlemlerini, özlemlerini, hayal ve düşüncelerini günü gününe tuttukları metinlerdir. Edebiyatçıların, sanatçıların, şairlerin sıklıkla müracaat ettikleri, yaşadıkları hayatın sırlı ve sırsız yönlerinin içinde yer aldığı ayrıntılı bilgilerin sırlandığı bilgiler sofrasıdır. Edebiyat tarihçilerinin, biyografi yazarlarının en çok faydalandıkları türdür. Sahtesiz, sırıtmasız, endişesiz metinlerdir. “Günlerin İzi” bizim günlüklerimizden tadımlık bir eserimizdir.
Gülümse: Hayat dediğimiz olguda edebiyatın yeri nedir?
Recep Garip: “Kıyamet gününde mümin kulun terazisinde(amel heybesinde) güzel ahlaktan daha ağır gelecek bir şey yoktur” buyurdu Hazreti Muhammet as.
Yine buyurdular ki; “İyilik güzel ahlaktır. Günah ise vicdanını rahtsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir”. Bizim hayata, eşyaya, doğaya, dağlara, denizlere, gökyüzüne, insanlığa ve hayvanata bakışımız aynen böyledir. Gördüklerimize ve görmediklerimize bakarken bile hassasiyetimiz vahiy merkezlidir. Dolayısıyla sesin, sedanın, üslubun belirleyicisi haktır. Hakkın buyruğuyla elçiler nezaketle, merhametle, şefkatle varlığa yönelmişlerdir. Ali İmran suresi 159. ayette bize şöyle ifade ediliyor; “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.”
Böylesi bir bakış açısına sahip olması gerektiğini düşündüğüm edebiyat, şiir ve sanat; kuşkusuz insanları ikna edecek, onları sosyal hayata hazırlayacak ve onların ruhlarına, gönüllerine bereketler yağdıracak bir dil estetiğini bandırmış olması icap eder. Bu nedenledir ki edebiyat; edepli söz söyleme sanatı olduğu kadar, edebe mugayir hiç bir eylemde bulunmamak, söz ve eylemde çelişmemek-çatışmamak, topyekun halde bir bütünlük üzere bulunmak, sözü özü bir olmaktır.
Gülümse: Yazarlığınızı etkileyen üç unsur nedir?
Recep Garip: Hayat insanların önüne zaman zaman fırsatlar çıkartır. Önemli olan bu fırsatları kaçırmamak, vaktin kıymetini bilmektir. Fırsat gelip, hiç kimseye ben fırsatım diye bağırmaz. Aslolan, bunu idrak etmektir. Hayatımıza girip çıkan herkes, her olay kendince hatırlatmalar, fırsatlar, etkiler bırakır.
“İlk etki son etkidir” demişti Tuzla Piyade Okul komutanı Hakkı Kaya. Dolayısıyla beni etkileyen ilk unsur rahmetli Babam Ahmet Garip ve onun kütüphanesidir. Sürekli kitaplarla mütalaalarda bulunan, talebeleriyle dersler yapan, ilmi eserlerden günlük çözümlemelerle sürekli ilmini tazeleyen ders halkalarında görür, sohbetlerinde diz çöküp otururdum. Kitaba ve ilme olan düşkünlüğü benim kitaplara olan ilgimin artmasında, okuma ve yazmamda önemlidir çünkü aldığım ve okuduğum hiç bir kitabı neden aldın, niçin bu kitabı okuyorsun ya da şiir mi yazıyorsun gibi hiç bir sorguda bulunmadı. Bilakis kitaplarla olan dostluğumu her daim kıymetli buldu.
İkinci unsur; Lisedeyken ve sonraki yıllarda yayınladığım dergilerin Adana’da ilgi görmesi, büyüklerimin, ciddiye alarak okumaları ve yazılarıyla desteklemeleridir.
Üçüncü unsur ise; İlk tanıştığım şair “Edebiyat” dergisi şair ve yazarlarından Arif Ay olmasıdır. Arif Ay’la oturup konuştuğumda, şiiri, yazıyı ve edebiyatı daha ciddiye almamda katkısı olmuştur. Buna ilaveten “Mavera” dergisi yayınlanmaya başladığı zaman itibariyle Cahit Zarifoğlu’yla yazışmalarımı da ilave etmeliyim.
Gülümse: Kitaplarınızı nasıl bir ortamda hazırlarsınız?
Recep Garip: Aslında özel bir ortamdan ziyade sessiz, sakin, kimsenin olmadığı çalışma odamda bir taraftan okuyup diğer taraftan yazı dosyaları üzerinde çalışmalar kendiliğinden gelişiyor. Yazı genellikle kendini yazdırıyor. İlk cümle yazara aittir genel itibariyle. Kuşku yok ki konu bütünlüğü, hafızadaki bilgilerle beslendiğiniz okumalar ve alıntılar -olacaksa- kendiliğinden yazının akıp gitmesini sağlıyor. Yazıya yazar başlar, lakin yazı kendini yazdırarak sonuca ulaşınca bittiğini yazar anlar. Kitapların genel oluşumu böyle. Burada hikaye ve roman konusu kendi içinde kurguyu gerektiriyor. Kahramanların konuşmalarının uygun zaman kipi üzerinden sürüyor.
Gülümse: Hayat müzik parçası olsaydı, sözleri ne olurdu?
Recep Garip: “İman,secde ve cihad” olurdu. Aslında tamamen “Fatiha”,”İhlas” suresini ve “Ezan”ı hatırlatırdı. İnsan güzel sese ve güzel söze aşıktır. İnsan dünyadaki güzel olan her şeyden etkilenir ve ruhlar aleminde duyduğu elest bezminde “ben sizin rabbiniz değil miyim” seslenişinin sahibini arar. İnsan bu gayret sonucunda tatmini cennette bulacaktır. Hayat musikisi, cenneti arayışa işaret eder. Şiirsel olarak ifade edilmek istenilirse bana şu dörtlükleri hatırlatır;
“Benim adım dertli dolap
Suyum akar çalap çalap
Böyle emreylenmiş çalap
Derdim vardır inilerim”
ya da
“Hayat iman ve cihat
Alnımızın yazısı
Gözlerimde bir hırsı
Kamçılayan bir arzu
Sana ulaşan çağrı
Ey şehit, ey şehit”
Gülümse: Hayatınızı en çok etkileyen kitaplar hangisidir?
Recep Garip: Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanı sanırım en çok etkilendiğim eser. Petersburg Hukuk öğrencisi olan Raskolnikov, yakışıklı ve yetenekli bir gençtir. Fakir ve yoksulluk yüzünden çalışmak durumunda olan delikanlı üniversiteyi bırakır. Eşyalarını tefeci bir kadına bırakarak ihtiyaçlarını karşılasa da giderek bu tefeci yaşlı kadını toplumun iyiliği için öldürmeyi kafasına koyar. Tam bu sırada Annesinden bir mektup alır ve kız kardeşinin geçim sıkıntısı nedeniyle yaşlı bir adamla evleneceğini öğrenir. Gördüğü bir rüya üzerine uyanır uyanmaz eline bir balta alır ve kadını ve cinayete tanık olduğunu düşündüğü kadının kız kardeşini de öldürür. Evden çıkarken dolapta bulduğu bir kaç parça altın ve mücevheri alarak evden çıksa da onlara elini dahi sürmez ve bir taşın altında saklar. Günler geçtikçe ruhuna, gönlüne ve aklına işlediği bu cinayet oldukça ağır gelir. Oysa hiç kimse bu cinayete tanık değildir. Vicdanı büyük bir azap içinde kıvranır. Öylesine bir hal alır ki bu duygu sanki öldürdüğü yaşlı kadın değildir bizatihi kendisini öldürmüş hissine kapılır. Daha fazla dayanamayıp polise giderek suçunu itiraf ederek teslim olur. Cinayete iten sebepler üzerinde yoğunlaşan romanı okurken yer yer dudaklarınızı ısırtacak, zaman zaman kalbinizi tutacaksınız. Kalp atışlarınızın ritmini değiştirecektir. Polise cinayeti itirafıyla ruh dinginliğine erişen Raskolnikov, Sibirya’ya sürgüne gider. Cezasını çekerek ruhu arınmış olur. Çevirisi iki cilt olan bu roman mutlaka okunmalıdır.
İkincisi; Sezai Karakoç”un “Yitik Cennet” isimli eseridir. Üçüncüsü ise; Rainer Maria Rilke’nin “Genç Bir Şaire Mektuplar”ı, Dördüncüsü: Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ı, Ahmet Hamdi Tapınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, Necip fazıl Kısakürek’in “Çöle İnen Nur ve Çile” şiir kitabı, Peyamı Safa “Dokuzuncu hariciye Koğuşu, Yalnızız”ı, Mehmet Rauf “Eylül” romanı, Cemil Meriç’in “Bu Ülke”si vs…
Gülümse: Kahve ile edebiyatın arasındaki bağ nedir?
Recep Garip: “Gönül ne kahve ister ne kahvehane/Gönül sohbet ister Kahve Bahane”. Söz varsa edebiyatta vardır. Sözü ustaca söylemek lazım. Çay, kahve ve müzik yazmanın, okumanın, tefekkürün anahtarı gibidir bende. Edebiyat ustalıkla edepli söz söyleme, hikmeti bulma amaliyesdir. Buna ulaşabilmek için eşsiz vakitleri kaçırmamak icap eder.
Gülümse: Yazar olmak hayatınızı nasıl etkiledi?
Recep Garip: Sorumluluğumu artırdı. Oyun ve oynaştan uzak tuttu. Kalemin namusunu, vatan, millet, din, iman namusu olarak gördürdü. Dünyada yaşamanın kaybedilmiş cenneti aramak olduğunu öretti. Vaktin sahibine muhtaç olduğumu, hiç bir şeyin asıl itibariyle insana ait değil, her şeyin sahibi olan Allah’a ait olduğunu ve ona muhtaçlığımı ve dönüşümüzün O’na olacağını hatırlattı. Yazmanın da bana emaneten verilen bir kıymet-değer olduğunu, kadrini bilmez isem benden alınacağını öretti. Özelde; Fatiha, ihlas, kalem, şuara ve diğer sureleri daha dikkatle bakmamı sağladı. Hayatın üç günlük olduğunu, geçici olan bu hayatı doğru-dosdoğru yaşamam gerektiğini, kimseyi incitmememi, adaletsiz olmamamı öğretti bana.
Gülümse: Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz şey nedir?
Recep Garip: Yazar, şair ve ressam olmak. Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e, Bağdat’a gitmek örneğin. Bir de Milletimizin gençliği için konferanslarla Türkiye’yi dolaşmak.
Gülümse: Yazılarınızı yazarken örnek aldığınız şahsiyetler kimlerdir?
Recep Garip: Babam Ahmet Garip, Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’dir.
Gülümse: Yazar olmak isteyenlere tavsiyeniz nedir?
Recep Garip: Çok okumak, çok okumak, yine çok okumak. Az yazmak. İyi bir gözlem sahibi olmak. Tefekkürde derinleşmek. Yazmanın-kalemin sorumluluğunu vatan, millet,din iman meselesi bilmektir. Yaşadıklarını, iman ettiklerini, hayatınla özdeş kıldıklarını, heybende olanlardan ikram etmen gerektiğini, ilmini-bilgini esirgememek, az konuşup çok susmanın fazilet olduğunu, bilgelerin, hikmet ve ilim sahiplerinin sofralarından fazlasıyla faydalanmak ve haddi aşmamak, büyük söz söyleme yerine sükutun daha büyük öğretilerle dolu olduğunu bilmek gerektiğini vs. söyleyebilirim.
