Nur ARTIRAN
“Düştüğün zahmetin, çektiğin acının sebebi, kötü hareketindir. İçine düştüğün felaketi, bahtından değil, yanlış davranışlarından bil.” (Hz. Mevlana)
Herkes aile, iş ve sosyal hayatında veya manevi yaşantısında zaman zaman bazı zorlukları sıkıntı ve meşakkatler içerisinde kalabilir. Bu gayet tabi olmakla birlikte, genellikle bu sıkıntı ve strese, ya kaderin ya da etraftaki insanların sebep olduğuna inanılır. Dolayısıyla, bu düşünce nedeniyle sürekli birilerini suçlamaktan, kendi eğri görüşünü, hata ve kusurlarını görüp düzeltmeye insanlar, başlarını bela ve sıkıntıdan da kurtaramazlar. Çünkü ne zaman bir sıkıntı içine düşseler, ya Cenab-ı Allah’ın takdirine isyan eder ya da kendilerine savaşacak birilerini mutlaka bulurlar. Böylece dil yılan, elde kılıç, gönül kir pas içinde, mutsuz, bedbaht bir ömür sürer giderler. Halbuki insan çoğu kez, kendi elinin ettiğini çeker. Yaşadığı bir olay karşısında oturup kendisini sorgulayan, “Acaba bu yaşadıklarımda kendi hatam, kusurum, eksiğim nerede?” diyen çok az kişi vardır. Çünkü hemen karşı tarafı suçlayıp kendini temiz, doğru düzgün bilmek, en kolay olan yoldur. Hz. Mevlana, “İstemediği bir işle karşılaşan insani günlerce bu sıkıntıya kim sebep oldu diye düşünür de, acaba bu işte benim hatam, eksiğim, kusurum, nerede diye hiç düşünmez. Mademki sen bu dünyada yaptığın işlerle Allah’ın kahrını seçtin, o zaman kendi tercihin olan kahrı da çeki sürekli şikayet edip durma” der.
