SEVGİ IRMAĞI

Cihan OKUYUCU

-Yunus Yılı Münasebetiyle-

Kimi bahtiyarlar vardır, kumaşı ezel tezgâhında has iplikten dokunmuş, herkes gibi doğmuş ama herkes gibi ölmemiş bahtiyarlar vardır. Allah’ın insanlığa insanlık öğretmekle görevlendirdiği kutlu kişilerdir onlar. Bu yüzden rahmet olur her tarlaya düşerler, güneş olurlar her bacadan girerler, aç kişiye ekmek, çıplağa örtü, öksüze şefkat kesilirler. Bu böyledir, çünkü onlar ateşte mum gibi erimişler, ten libasını can libasına tebdil etmişlerdir. “Benim ahlâkımla ahlâklanınız” fermanına “lebbeyk” demiş baş kesmişlerdir.
Bu büyük bahtiyarlardan biridir Yunus, 8 asır önce doğan ve ebed denizine çoğalarak akan bir kutlu ırmaktır o. Her asrın sevgiye susamışları, insanlıktan nasibini alanları bu kutsî ırmağı avuçladılar. Dertli bağırlarının ateşlerini orada serinlettiler. Bunlar kendilerini o aynada seyrettiler ve insanlıkta hangi mertebede olduklarını o terazide ölçtüler.
Nerede doğmuş ve nerede yaşamıştı? Mesleği, evi barkı, çoluk çocuğu var mıydı? İşte hepsi karanlıkta kalan bir sürü beyhude sual. Elimizdeki bütün sermaye menakıbnamelerin anlattığı birkaç efsane ve şiirlerindeki bilgi kırıntılarından ibaret. Demir asa, demir çarık “yukarı illeri gezmiş” Urum ile Şam’ı dolaşmış ve yolu bir ara “Hüdavendigar” dergahına da uğramıştı. Bir de Taptuk. Ham gelip pişkin çıktığı kutsî ocak. İşte bütün bildiklerimiz bundan ibaret. Ama ne beis! Yunus bize hayatını değil, kalbini bırakmıştır. Büyük aşkı, ızdırabı, heyecanları, güzellik karşısında mahvolmuş bir gönlün bütün çarpıntıları. Yunus Divanı bütün bunlar değilse nedir? Bize de zaten bu lâzımdı ve o kalması gerekeni bırakmıştır geride. Nedir Yunus Divanı? İsterseniz bir aşk çığlığı diyelim ona. Kabarıp duran bir sevgi denizi, parlayan bir ateş tufanı diyelim. Hangi el ona yanmadan dokunabilir, hangi göz yaşarmadan okuyabilir bu sahifeleri. Yanmayan ele, yaşarmayan göze yazıklar olsun! Biz de maşrapamızı bu denizden dolduralım ve nasibimizi gözleyelim sevgili okurlar.
Derviş, ipek böceğinin kaderini yaşar. Kozasını ören bir tırtıldır o. Sonra böcek olur, kelebek olur. Bir benliği ölürken yeni bir benliği doğar. O mana insanıydı artık, yoksa “el ayakla baş değil” Bıraktıklarına bedel olarak Hak ona bir gönül vermişti; ha demeden hayran olan bir gönül. İşte o, kâinatı bu pencereden seyretti, tattı, dokundu. Bu hayran göz, bu taşkın gönül “iki cihanın Hakla dolu” olduğunu gördü, mest oldu. Zikre kaptırdı kendini. Dağlar ve taşlar da Hz. Davut’un mezmurlarına eşlik eder gibi bu zikre katıldılar. Sadece dünya ve dünya varlıkları mı? Cennet ırmakları bile Allah Allah diye aktı, huriler bu kelamla gezdiler, dallar budaklar bu ilahi neşideyle boy attı. Aşık ballar balını bulmuştu. Bir kez kovanı parçaladı fırlattı. Değil mi ki canlar canını bulmuştu, kendi canını yağmaya verdi. Bu gönül çılgındı, sarhoştu zevkten mahvolmuştu. Mahvolmuştu zira sağda-solda, afakta değil kendinde bulmuştu aradığını. Gönül Hakka açılan yoldu; o yolun kapısıydı, yahut bunu görmüştü Yunus. Bunu gördüğü içindir ki bu “Çalap tahtını”, bu “Hak durağını” bütün şiirlerinde kutsadı. Gönül yıkan iki cihan bedbahtlarına sitem etti. “El yüz yumak” değildi Müslümanlık. Dervişlik hırkada, taçta değildi. Hakk’ı gerçek sevenlere ‘Cümle alem kardeş’ gelmeliydi. Çünkü halk Hakk’ın ışığıydı ve ışık aslından ayrılmazdı. Kendini ne sanırsan gayrıya da onu san şiarıydı İslam. Dört kitabın manası buydu ancak. O, dostun her şeyine dosttu.
Tek bir düşmanı vardı; düşmanlık. Sadece kine kin tutmuştu. Davaya, kavgaya gelmemişti o. İşi sevgiydi, gönül yapmaktı. Bunu başarmak için Allah’ın lütfettiği sözü bir araç olarak kullandı. Ağulu aşı yağ ile bal eyledi. Sözle; savaşı kesti. Sözü tesirliydi, yakıcıydı, esir ediciydi. Zira bu söz, İlahi söze tercüman oluyordu, Ondandı gücü; yakıcılığı ondandı. Allah’ın tecellileri Yunus’ta en be an yeniden doğmadaydı. Bu doğuş el’an şiirlerinde de devam ediyor. Bu yüzdendir ki her çağ onu taze gördü, taze kokladı. Bu taze gülden usanmak ne mümkündür.
Sevginin bedeli sevgidir. İnsanlığı insanlık tarafından sevilir. Allah’a aşık olan Allah’ın da maşuğudur. Bu sevgi, bu insanlığın Yunus’a olan borcu UNESCO tarafından onun hakkında tescili ve şu sözlerinin giriş kapısına yazılması ile ödenmiş bulunuyor:
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Ey sevgi ırmağı akmaya devam et.
Yolunu gözleyen daha nice nesiller bulacaksın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir