Tek tük yıldızlar oynaşır
Parıltısı vurur gönüllere
Bir dağ ateşinin etrafında
Kütükler çatırdarken
Bir tebessüm dolaşır ıslak dudakları
Yayılır kalpten kalbe bir his
Bir tatlı hüzün yarası
Açılır ruh kapıları ötelere
Dillerde bir Karaağaç hatırası
Söner sessizce gök kandilleri
Birbiri ardı sıra
Bir kızıl perdenin etekleridir çekilen
Ufuklardan usulca
Oynaşır çam yapraklarında şafak
Oynaşır başak başak ışıklar
Aksi vurur Eğridir Gölü’ne
Dalgalar yeşillenir
Açar bağrını seher yeline
Açar yanık yanık
Geçen zamanların şafağında
Çamdağı
Ve hasretle açılan kollarıyla
Katran ağacı
Hayat tükenen gövdesinde izler
İzler taşımakta hâlâ
Bitmez bir sabırla bu şafak
Binlerle bu şafak
Bekler taşı toprağı ağaçlan
Bekler Kur’an sesiyle mest rüzgârı
Ve garip çam ağacı
Kollarında hâlâ beşiği
Bir o yana bir bu yana
Bir ayrılık türküsünü hatırlatır insana
Yayılır bu türkü
Barla’da çınarın dallarında
Vurur taşlara başını Isparta yollarında
Urfa’da Dergâh’ın balıkları
Bu türküye ses verir güvercinleri
Mavileri solmuş gagalarındaki beste
Hasret hasret hıçkırır her nefeste
Nağme nağme yükselir
Dağılır öksüz kubbenin duvarlarındaki bu ses
Bir millet kalbi bir nefes fatiha
Fatiha dolaşır dillerde ve
Bir destan okunur bu ellerde
