Nedim’in Divanı’nda Saç: Zülf-1

Dilara Pınar ARIÇ
Hemân hitâb edüp ey âftâb-ı nâz dedim
Ki ey fedâ o siyeh zülfe nâfe-i Tâtâr
(Ey feda olduğum Tatar miski olan saçına hemen konuşup ey nazlı güneş dedim.)

Nedîm nâmına bir şaʿir-i cihân var imiş
Kemend-i zülfüme düşsün İlâhî ol ayyâr
(Nedim adında bir dünya şairi varmış, o hilebaz saç kemerime düşsün Allah’ım!)

Dedim ki ey ham-ı zülfünde fitne der-fitrâk
Kenâr-ı nevk-i müjende kirişme der-çengâl
(Ey bükülmüş saçında kayışı içindeki fitne kirpiğinin sivri ucunun kenarına aldatma içindeki çengel dedim)

O perçem zülfeler kim dönmüş onun pîşgâhında
Ser-i Kisrî ham-ı çevgâna düşmüş gûy-ı galtâna
(O perçem saçının onun büklümünde dönmüş, Kısri başı çevganının büklümüne yuvarlak top olarak düşmüş.)

Hidîv-i Baykara-meclis ki târ-ı zülf-i nâhide
Kemîne mutrıbı der sen benim târ-ı rebabımsın
(Mısır valisi Baykara meclisi, Zühre saçının karanlığı pusudaki çalgıcı benim karanlık kemençemsin der.)

Bu rûz odur ki onun subhu talʿat-ı cânân
Şebi o talʿat-ı zîbâda zülf-i ham-der-ham
(Sabahı sevgilinin yüzüdür, gecesi güzel yüzünde büklüm içinde büklüm saç olan bu gündür.)

Habbezâ şâdî ki bu rûz-ı tarab-zânın şebin
Zülf-i anber-rîz-i cânân ile yeksân eyledi
(Ne güzel sevinçtir, geceni sevinç sanan bu gün sevgilinin şeref saçan anber saçın ile dolu eyledi.)

Cârûbu zülf-i havrâ ferrâşı bâd-ı cennet
Derbânı izz ü devlet ikbâl perdedârı
(Süpürgeyi ahu gözlünün saçı döşeyeni cennet rüzgarı, kapıya bakanı izzet ve sevinç talih perdecisidir.)

Kenâr-ı mevce-i deryâda el-hak şekl-i matbûʿu
Müşâbih talʿat-ı hûbâna tarf-ı zülf ü pür-hamda
(Güzellerin yüzüne benzeyen büklüm dolu ve saçının göz ucunda deniz dalgasının kenarında Allah’ım matbaa şekli var.)

Revâ zülf-i arûsân olsa sahn-ı kasrına cârûb
Sezâ subh-ı bahâr olsa derinde perde-i dîbâ
(Gelinlerin saçı değer olsa kasrına süpürge, bahar yeli derinde ipek kumaş perde uygun olsa.)

Zülfün hayâli cây edeli çeşmim olmadı
Gîsû-yı hâb şâne-i müjgâne âşinâ
( Saçının hayali yer edeli kirpiğinin tarağına aşina yanağının saçı aşina olalı gözüm olmadı.)

Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülf-i Hârûtun demek mümkin ki nâl olmuş sana
(Ey kalem, için sihir ve büyü dolmuştur. Sana Harut’un saçı demek mümkündür kamış düdük olmuştur.)

Hamdır dü zülfi zülfe-veş onunla bil hemân
Ey bâd-ı subh işte nişân söylerim sana
(Saçın gibi saçının iki tarafı onunla bil hemen büklümdür, ey sabah rüzgarı işte ispatı, söylerim sana.)

Yelerek çın seherden geliyor bâd-ı nesîm
Gâlibâ zülfü elinden edecekdir şekvâ
(Bahar rüzgarı eserek çin seherden geliyor. Galiba saçları elinden şikayet edecektir.)

Hâl kâfir zülf kâfir çeşm kâfir el-amân
Ser-be-ser iklîm-i hüsnün kafir-istân oldu hep
(Aman ben kafir saç kafir göz kafir. Baştan başa güzellik alemin kafiristan oldu.)

Ser-i kûyınga barmak ihtiyârım birletür sanman
Gönülni iltürüp kuvvet bile zülf-i dütâ tartıp
(Gönlü il edinip kuvvet bile iki kat tartıp, köyünün başına varmak seçimimi birletir sanma.)

Hâlet-i şevk-ı hayâl-i zülf ile yine Nedîm
Fikr-i piç-â-piç-i tabʿ-ı hurde-bînim tâzedir
(Saçının hayalinin halin ile yine Nedim, bölgemin kırıntısının tabiatının karmakarışık fikrim tazedir.)

Sabâ ki dest ura ol zülfe müşk-i nâb kokar
Açarsa ukde-i pîrâhenin gül-âb kokar
(Ey rüzgar! El vur o saçlara saf misk kokar, gömleğinin düğümünü açarsa gül suyu kokar.)

Müstezâd-ı işve ol hatt-ı nevin îcâdıdır
Zülfünün terkîb-bend-i fitne hâtır-zâdıdır
(İşvesi müstezatı o yeni ayva tüylerinin icadıdır. Saçının terkibi-i bendi fitne hatıra doğandır.)

Bi-hamdillah ki satl-ı dil-keşinden nem kalır hâlî
O zülfün bend-i zencîrindeyim çeşmimde yaşım var
(Allah’a şükür olsun! Gönlü çeken kasesinden su kalır boş, O saçının zincir kemerindeyim, gözümde yaşım var.)

Seyret beyaz fesde o zülf-i muʿanberi
Şeb-bûyu gör ki berk-i semenden kabâsı var
(Seyret beyaz feste o amber kokulu saçı, yasemin yaprağından kaftanı olan şebboyu gör.)

Hurşîd pençesin mi takınmış cebînine
Ol zülf-i zerdden dökülen târlar mıdır
(Güneş pençesini korkak mi takınmış, Altın renklli saçlarından dökülen karanlıklarmıdır?)

Bir cebînin bir dahı zülf-i siyeh-fâmın bilir
Dil ne subhun fark eder billah ne ahşamın bilir
(Bir korkağın bile siyah renklin bilir, Gönül ne sabahını ne akşamını bilir.)

Nâhidi kasd olunsa şikâr eylemek değil
Tanbûr-ı bezme zülfünü târ-ı bem eyleriz
(Zühre kast olunsa avlamak değil. Tanbur meclisine saçını tanbur teli eyleriz.)

Hayretde koydu hâtır-ı uşşâkı zülf ü hat
Gösterdi kâr-ı ef ʿi-i tiryâkı zülf ü hat
(Saç ve ayva tüyleri aşıkların hatırlarını hayrette koydu, saçının ve ayva tüylerinin yılanın panzehirinin karının gösterdi.)

Bir bâğdır cemâli ki gül-berk-i rûy-ı âl
Şeb-bûyu hâl sünbül ü leylâkı zülf ü hat
(Sevgilinin yüzü bir bağdır ailenin yüzü gül yaprağı, beni şebboy, saçı ve ayva tüyleri sümbül ve leylak.)

Muʿciz ki mihr hem şeb-i yeldâ vü hem bahâr
Cemʿ oldu tutup ol ruh-ı berrâkı zülf ü hat
(Mucize güneş ve yılın en uzun gecesi ve bahar ve saç ve ayva tüyleri berrak yanağı birleşti.)

Cân riştesi biri birisi mâh hâlesi
Tutdu netîce enfüs ü âfâkı zülf ü hat
(Can ipliği biri ay dairesi, saç ve ayva tüyleri nefsleri ve ufukları sonuç tuttu.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir