Dinle yavrum !
Sana bir hikaye anlatacağım. Bu benim hikayem..Bu zavallı Cimi’nin hikayesi. Kocaman kamyonların, upuzun trenlerin ve bitmeyen yolların hikayesi..
O zaman tam senin yaşındaydım. Okumayı yeni öğreniyor, ninemden hikayeler dinliyordum.
O halde kendini benim yerime koy. Bu hikaye senin hikayen olsun.
O gün her zamanki gibi başladı.. Ama her zamanki gibi bitmedi.
Sabah kalktım, okula gittim.. Tabii her zamanki gibi yanımda Cimi..
Cimi kim mi ?
O benim sadık köpeğim.. Onunla oynarım, sırtına binerim.. Bazan suda birlikte oynar, güreşirim. Okula benimle gelir ve kapıda bekler..Akşam eve onunla dönerim.
O akşam da eve birlikte döndük..Ama Cimide tuhaf bir huzursuzluk..Kulaklarını dikiyor, uzakları dinliyor, kesik kesik havlıyor.
Hasta mı acaba..
A, o da ne.. Bahçede karga sesleri..Gece gece toplanmışlar,sanki ağıt yakıyorlar.. Ninem kargaları hiç sevmez, onlara uğursuz der.. Hemen dışarı koştum, Cimiyle kargaları kovdum.
Az sonra bir uğultu duydum.. Sanki bir arı kovanının uğultusu. Sonra uğultular yaklaştı , büyüdü, büyüdü ve bütün köyü sardı.
Onlarca, yüzlerce asker kamyonu.. Gece vakti bunlar niye gelmiş acaba?
Kamyondan eli silahlı askerler indi. Omuzlarında parlak kızıl yıldızlar. Geldiler ve evimizin kapısını tekmelediler.
Annem titredi..Ninem titredi..Dedemin yüzü kireç kesildi..
Sonrasını hiç anlatmayayım.. Yarım saat sonra kendimizi o kamyonda bulduk. Elimizde birer torba, biraz ekmek,biraz su.
Nereye gidiyoruz, niçin gidiyoruz? Suçumuz ne?
Kimse bilmiyor. Annem ve ninem ağlıyor, dedem susuyor..
Ben dönüp evimize bakıyorum..Kırık camlardaki perdeler çaresizce çırpınıyorlar. Ahırdan boşanan inekler şaşkın şaşkın böğürüyor, koyunlar meliyorlar. Ben de onlara el sallıyorum.. Köyümüzün bütün evlerine ,tepesi bembeyaz büyük Elburz Dağına el sallıyorum..
Cimi peşimizden koşuyor,havlıyor.. Bir asker silahını ateşliyor..
Buummm !
Cimi yere düşüyor, sürünüyor.
Dişlerimi sıkıyor, dilimi ısırıyorum.
Ağla yavrum, ağla diyor ninem..
Ağlayamıyorum. İçime bir zehir akıyor, gözlerim kararıyor.
Gözümü açtığımda başım annemin kucağında.. Kucak hafif hafif sıçrıyor, kulağımda bitmeyen bir tıkırtı.. Anlıyorum..Bir trendeyiz.. Yerlerde saman ve gübre artıkları.. Bir hayvan vagonu bu. Çevrem insanla dolu..Komşularımız, akrabalarımız, arkadaşlarım.
Tren hiç durmuyor.. Tahta aralarından sızan ışık yerini karanlığa bırakıyor.
Gece oldu diyorlar.. Tahta aralıklarından soğuk bir rüzgar esiyor. Annem bana daha sıkı sarılıyor.
Bir anne yalvarıyor: Bir parça ekmek
Birisi; su diye inliyor..
Ekmeğimizi, suyumuzu paylaşıyoruz.. Gözyaşlarımızı paylaşıyoruz.
Orta yere bir kilim açılıyor. İnsanlar üstüne çömeliyor, tuvaletlerini yapıyorlar. Herkes başını eğiyor, gözlerini kapatıyor.
Utancımızı paylaşıyoruz..
Suskun dedem artık hiç konuşmayacak. Ninem uzanıp gözlerini kapıyor.
Öbür köşede inleyip duran çocuğun sesi kesiliyor..Yanında bir anne hıçkırığı..
Tren nihayet duruyor. İçeri giren askerler, cesetleri topluyor, tren yoluna atıyorlar..Tren her durdukça yerimiz biraz daha genişliyor.
Dışarıdan kar ve bitki kökü topluyoruz. Karı içecek, bitki köklerini yiyeceğiz..Sonra yeniden trendeyiz..
Ninem say yavrum diyor..Sayıyorum..
Tam 22 gün gitmişiz. Yıl 1943..
Tren bizi çırılçıplak bir yerde boşaltıp yoluna devam ediyor.. Etrafta birkaç ev, birkaç çadır.
Artık burada yaşayacağız. Peki neresi burası?
Galiba Sibirya, diyor bir ihtiyar..
Köstebekler gibi donmuş toprakta oyuklar açıp, oraya sığınıyoruz. Etrafta hiç ağaç yok. Nehirden kamış kesip yakıyor,eski tarlalardan başak kırıntıları, pancar kökleri topluyoruz.
Hayata tutunmak lazım.
Ama komşularımızın çoğu başaramıyor.
Bahara çıktığımızda artık ninem yok.. Komşumuzun beş yetimi de şimdi aynı mezarda koyun koyuna.
Biz geride kalanlar yaşamaya devam ediyoruz. Tohumluk bulup tarlalara ekiyor, kerpiçten kulübeler yapıyoruz. Birkaç yıl sonra bazılarımızın koyunları, keçileri de oluyor.
Yıllar yılları kovalıyor. Yaralar külleniyor, hafızalardaki memleket resimleri soluyor.
Ama Cimi, ah cimi..
—
Yine bir trendeyiz.. Bu sefer dönüş yolu.. Yanımda ak saçlı annem..
Say oğlum, diyor. Sayıyorum.
O incecik kadın 14 yılda nasıl da çökmüş, bir nine olmuş..
Anneciğim bir ağlıyor, bir gülüyor.. Üzülsün mü sevinsin mi bilemiyor.
Çünkü geride bir mezar bırakıyor. Ninemin mezarı.. Ama beride de babamın mezarı onu bekliyor.
Zavallı dedem, zavallı Cimi.. Onların bir mezarı bile yok..
Dönüş treni daha rahat, daha hızlı.. Camın arkasındaki manzaralar gittikçe daha tanıdık ..
Nihayet uzakta Elbruzun karlı, yalçın tepeleri.. Sonra kasabamızın caddeleri ve dağın sırtına yaslanmış bir köy bizi karşılıyor..
Acaba bu bizim köyümüz mü?
Cimiyle boğuştuğum, çimdiğim dere olmasa buna inanmazdım..
Evimizin yerinde tuhaf ürkütücü bir boşluk.. Annemin gül bahçesi bir çalı ormanı.
Sokak bıraktığım sokak değil. Ayakta kalmış birkaç evden yabancı sesler geliyor. En kötüsü sokakta domuz yavruları.. Uzaktaki okuluma bakıyorum..Saman ahırı olmuş.
Her şey nasıl da yabancılaşmış..Dönmekle yanlış mı yaptık acaba?
Annem başını çeviriyor, ağlıyor..Onu babamın mezarına götürüyorum.
Çer çöp içinden kırık mezar taşını zorlukla buluyoruz. El açıp birlikte okuyoruz.
Tam kalkarken bir hırıltı işitip dönüyorum.. Bir karaltı bize doğru sürükleniyor.
Kemikleri fırlamış, yaşlı, uyuz bir köpek..Arka ayağını sürükleyerek yaklaşıyor.. Belli ki karnı acıkmış. Annem torbasından bir parça ekmek koparıp uzatıyor..
Fakat köpek oralı değil. Gelip paçama sokulup, kokluyor. İğrenerek ayağımı çekiyorum.
Fakat o da ne.. Köpeğin çipil gözleri yaşlarla dolu..O gözlere bakınca her şeyi anlıyor, boynuna sarılıyorum..
Çocukluk arkadaşım, sevgili Cimi’m bu..
Oturup birlikte ağlıyoruz. Cimi o günün akşamında başı kucağımda öldü. Ona da babamın yanında bir yer kazdık. Şimdi annem de onların yanında..
Ve ben eski köyümde Cimi’nin hatırasıyla yaşayan yaşlı bir ihtiyarım..