Dilara Pınar ARIÇ
Nedim Divanı’nda saç demek olan mû 24 defa geçmektedir. 18. Yüzyıl şairlerindendir.
Bu Çalışmamızda saç demek olan mû kelimesi geçen dizelerin şerhi yer almaktadır.
Mû
Pâyine rîhte yüz şerm ile sad âb-ı hayât
Her ser-i mûyuna âvîhte bin Çîn ü Hoten
(Gözün hayat suyu ayağına utanç ile dökülmüş, her saç telinin başına Çin ve Hoten asılmış.)
Misk Çin, Hoten’de bulunur. Güzelleri meşhurdur.
Hiç ne mümkindir efendim onu vasf etmek kulun
Top-ı meh düşsün mü bir mûrun ham-ı çevgânına
(Kulunu vasf etmek ne mümkündür, ay topu bir saç telin bükülmüş çevganına düşsün mü?)
Guy u çevgan sopa ve topla oynanan bir oyundur. Ay toptur. Sevgilinin saçı ise çevgandır. Sevgili ay topu ile oynamaktadır.
Tamâm tabʿ u cilâ verdi feyz-i mekremetin
Ki kalmadı ser-i mû hâtırında gerd-i elem
(Tamamen keremin verimliliği yaratılış ve parlaklık verdi ve saç telinin başının hatırında elem tozu kalmadı.)
Sevgilinin saçının ucu elem toz kalmadı, Sevgili aşığına merhamet etmiştir. Parlak yüzünü göstermiştir.
Ser-i mûdan dahı bârîk olursa nükte vü maʿnâ
Şikâf eyler onu bir nice defʿa gûşe-i tarfı
(İnce manalı söz ve anlam saçının başından da el değmemiş olursa onu birçok kez kulağının ucunu yırtar.)
Sevgilininsaçlarının dahi mana ve nükte el değmezse kulak kaç kez kulaüğının ucunu yırtar. Sevgiliden söz nükte, duymazsa kulak ucunu yırtar.
Mû-miyânım pek güzel yakışdı buldârî sana
Hem muvâfık düşdü bu destâr-ı hünkârî sana
Goncasın söyle sabâya eylesin bârî sana
Reng-i gülden câme bûy-ı yâsemenden pîrehen
Bâğa gel ey gül-beden açıl gül ey gonca-dehen
(Kıl bellim buldari sana pek güzel yakıştı,
Hem hünkar elbisesi sana uygun düştü,
Goncasını söyle sabaya mükemmel eylesin sana,
Gül renginden elbise yasemin kokusundan gömlek
Ey gül bedenli bağa gel ey gonca dudaklı gül açıl)
Sevgili hünkar elbisesi giymiştir. Dudaklarından gelen ses sana mükemmel eylesin. Gül renkli elbise yasemin kokusundan gömleğiyle gonca dudaklı sevgiliyi bağa çağırmaktadır.
Değişmem müşk-i Çîne hâk-i pây-i anber-âmîzin
Bütün dünyâya vermem ben senin bir mûy-ı nâ-çîzin
Hemîşe şevklerle geçsin evkât-ı tarab-rîzin
Tırâş oldun efendim âfiyetler izz ü devletle
(Toprak ayağının amber karışımını Çin miskine değişmem
Saç telinin değersizinin bütün dünyaya vermem,
Her zaman şenlik açan vakitlerin şevklerle geçsin
Tıraş oldun efendim, izzet ve selametle.)
Ayağının toprağını anbere benzetmiştirç Çin miskine değişmem diyor. Saç telini bir dünyaya değişemem. Vaktin şenlikle geçsin. Tıraş oldun efendim selametle.
Seyret beyaz fesde o zülf-i muʿanberi
Şeb-bûyu gör ki berk-i semenden kabâsı var
(Beyaz feste anberlenmiş o saçı seyret, Yasemin şimşeğinden cübbesi olan şebboyu gör.)
Beyaz festen sarkan saçı anbere benzetmiştir. Yasemin şimşeğinden cübbesi olan şebboy boylu sevgili yasemin şimşeğinden cübbesi vardır.
Ser-â-pâ şöyle pürdür nâz u îmâ vü işâretden
Sanırsın her ser-i mûyunda çeşm ü ebrûvân vardır
(Baştan ayağa naz, ima ve işaretle doludur. Saçının başında göz ve kaş vardır.)
Sevgili baştan ayağa nazdan ve imayla doludur.Sanırsın her bir saç telinde göz ve kaş vardır.
Bir mısraʿ-ı resâ deyicek mû-miyânına
Mânend-i turre kaddi ham-ender-ham eyleriz
(Kıl belli boyuna bir yetişen mısra diyecek. Boyu saçına benzer büklüm büklümüz.)
Sevgili endamına yetişen bir mısra söylese boyu o sevgilinin saçına benzer büklüm büklüm oluruz.
Miyân-ı yâra dil-cûdur demek kasdeylemiş ammâ
Yanılmış hâme-i mutlak-inan dil-cûyu mû yazmış
(Dostun beline gönül arayandır demeyi kast etmiş ama yanılmış mutlak dizgin kalemi gönül arayandır mı yazmış?)
Aşık sevgilinin gönlünü arayandır diyecekken, sevgilinin kalemi gönül arayanı mı yazmıştır diye sormaktadır.
Kalır âlemde ehl-i aşkdan bir yâdgâr elbet
Ser-i jûlîde mûyundan nişândır bîdi Mecnûnun
(Mecnunun söğüt ağacı sarmaşık saç telinin ilşaretidir. Aşk ehlinden yadigar kalır elbette)
Mecnun söğüt ağacı sevgilinin karmaşık saçının işaretidir. Aşk ehlinden kalır elbette.
Hasteliklerden amân görmeye çeşm-i siyehin
Mûmiyâ bulmaya âlemde şikest-i külehin
(Siyah gözün hastalıklardan aman görmesin. Külahının kırık saç telli alemde bulmasın.)
Siyah gözlerin hastalık yüzü görmesin. Kakülün kırık saç teli alemde bulmasın.
Siyeh-mestân-ı sahbâ-yı fenânın bezmgâhında
Nümâyândır sevâd-ı mûy-ı çînî hatt-ı sâgarda
(Yokluk meclisinin siyah kadehinde, kadeh tüylerinin karışıklığının siyahlığı açıktır.)
Yokluk bir meclistir. Sevgilinin tüyleri de kadehtir. Siyah yokluk rengidir. Fenayı temsil eder.
Bir der-âgûş ile yek bûseye dil-beste Nedîm
Mû-miyânınla hemân gerden-i sîmîninden
(Kucak içinde ve tek öpücüğe, kıl belinle hemen gümüş renkli boynundan gönlü dönmüş Nedim.)
Sevgilinin teni gümüş renklidir. Sevgilinin öpücüğünden başı dönmüştür.
Âkıbet gönlüm esîr etdin o gîsûlarla sen
Hey ne câdûsun ki âteş bağladın mûlarla sen
(En sonunda o saç tellerinle esir ettin sen, nasıl bir büyücüsün ki o saç tellerinle büyü yaptın.)
Büyü saç telleri ile yapılır. Sevgili bir büyücüdür Saç telleri ile büyü yapmaktadır.
Her bün-i mûyumda bin zahm-ı nihân derc eylemiş
Tîg-ı gamzen beyzâ-yı çeşm içre pinhân eyleyen
(Saç telimin kökünde bin tane gizli yara katmanlaşmış, yan bakışının kılıcı gözünün beyazlığında gizlidir.).
Sevgilinin gözleri kılıca benzer. Aynı zamanda aşığın bu yüzden saç telinin köklerinde bin tane yara katmanlaşmıştır.
Mû-be-mû dikkatler etdim kıl kadar fark etmedim
Kaşların billah begim dûşundaki semmûrdan
(Saç telinden saç teline kıl kadar fark etmedim. Kaşların vallahi beyim omzundaki kürktendir.)
Saçtan saça çok dikkatler ettim. Kıl kadar fark edemedim. Kaşların vallahi omzundaki semur kürküne benzer.
Hattının cânâ çıkarmış pertevin âyîne hayf
Mû-be-mû-yı ukde-i zülfün açılmış şâneye
(Tüylerin parlaklığın aynadır ne yazık ki ey can çıkarmış, Saçtan saça saçının düğümü tarağa açılmış.)
Ey can olan sevgili! Parlak ayna gibi yüzünde tüylerin çıkmış. Saçının düğümü tarağa açılmış.
Neyleyim ben ol niyâz-ı vaslı kim ebrûların
Her ser-i mûyunda tarh-endâz-ı sad-çîn olmaya
(Ben o kaşlarının kavuşma vaslını neyleyeyim, saçının başında, karışık göz perdesinin silah atanı olma niyazının nasıl yapayım)
Ben kaşlarının kavuşma vaslını ne yapayım? Silah atan sevgilinin bakışıdır. Sevgilinin bakışından yara almaktadır. Ancak kavuşmak istemektedir.
Ben bu gün bir nev-bahâr-ı hüsn ü ân seyreyledim
Tarf-ı destârında sünbül gibi mûlar var idi
(Ben bugün ilkbaharın güzelliğini ve güzelin endamını seyrettim. Sarığının göz ucunda sümbül gibi saç telleri vardı.)
Sarığının ucunda sümbül gibi saç telleri vardı. Sevgilinin güzelliği ilkabahar güzelliğidir.
Lutfiyle sîrim öyle ki her mûyumu benim
Etdikce cüst ü cû bulunur nân u niʿmeti
(Lütfet doymuşum her saç telimi benim, ekmek ve nimeti aranıp sordukça bulunur.)
Sevgilinin saç teli ekmek nimet gibidir.
Geçmem ol gülden gül-âb almazdan evvel mûyunun
Her biri inbîk-i zehr-âb olsa müjgânım gibi
(Saç telinin gül suyu alamazdan evvel o gülden geçmem, her biri imbik zehir suyu olsa kirpiğim gibi.)
Saç telinin gül suyunu almalarından evvel geçmem o gülden. Her biri inbik zehir suyu olsa kirpiğim gibidir.
Cilve-i hüsnünle her mûyum perî-hîz olmada
Aşk ile ser-tâ-kadem âyîne-fâm etdin beni
(Güzelliğinle her saç telim peri sıçrayan olmada. Aşk ile baştan ayağa ayna renkli ettin beni.)
Sevgilinin güzelliği her saç teli sıçramıştır. Aşk ile baştan ayağa ayna renkli eylemektedir.
