Gülümseme ve Üzüntü Üzerine

Gülümse !

Çünkü her an  gülümserdi  Efendimiz.

Gülümse !

Gülümsemek sadakadır aynı  zamanda

Gülümse !

Çünkü  Allah üzüntüyü yasaklıyor.

Gülümse !

Zira gülümseyiş rızadır, şükürdür Hakka.

Gülümse

Bil ki  gülümsemek birbirimize  verebileceğimiz  en  kolay  hediyedir.

İnsan ne  zaman gülümser peki..Mutlu  olunca mı?

Alaine’e göre tam tersi.  Gülümseyince  mutlu  oluruz biz.

O halde  GÜLÜMSE  ne güzel  bir isim.

GÜLÜMSE   gülümsemeyi  unutmuş  çehrelerimize  bir  umut tomurcuğu olsun.

Gülümse’nin yolu  gülümseyişlerden  geçsin.

Madem ki Dergimizin  adı Gülümse..  Bu yazının  konusu da  Üzüntü ve Gülümseme  üzerine  olsun.

Kur’an, her derde deva bulunan  büyük bir eczane gibi.. Peki orada  üzüntüye de  çare  var mı? Hiç olmaz mı! Yüce  Kitabımız  bize üzülmeyi  yasaklıyor ve sonucunu örneklerle  anlatıyor.  İşte hüznün  sembolü  Hz. Yakup.. Derdi içine atıyor  ve kör oluyor. Zira  hüznü içine   atmak, kanın içeri akması gibi… Sonra sevinçli haber geliyor ve  Hz. Yakup’un gözleri açılıyor.. O hâlde üzüntülü hâller olsa bile üzülmemenin çaresine  bakacağız. Üzülmemenin  birinci çaresi de  takdire  iman. Madem ki cümle  acılar Yâr elinden..   “Yâr elinden zehir gelse  bal olur ” demeli ve “Lutf u kahrı bir bilirsen gam olur sana neşe /Lutf u kahrı bir bilmeyen dünyada çekti azab” diyen arife  kulak vermeli.

Bir yandan dünyanın bir   imtihan meydanı  olduğunu unutmamalı ve   “İmtihan olmadan cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?” ikazını  hatırlamalı. Bir yandan da     konuya bakış açımızı  değiştirmeli..  Yani Pollyanna  oyunu oynamalı.  Bu karakter, bir derviş gibi, hayatta daima güzel şeyleri görüyor. Mesela bir ayağı kırılınca şükrediyor; “İyi ki iki ayağım birden kırılmamış.” diyor. “Niye bu ayağım kırıldı?” diye şikâyet etmiyor. Elden alınana değil  alınmayana  şükretme  ahlakı  ne  güzel bir  meziyet.

Çoğumuz  %99 güzel, %1 çirkin olan bir şeyin çirkinliğini görür  da güzelliği fark etmez.. Hâlbuki insan, kötülükler arasında bile güzeli arayıp   bulabilmeli. Bir örnek: Bir gün bir grup arkadaşla   Emirgan’dayız. Lale  zamanı. .Yüzümüzü  okşayan hafif bir bahar  esintisi,  lalelerin bin bir  çeşidi, yeşil ağaçlar, önümüzde Boğaz, etrafımızda kelebekleri andıran şen çocuklar.. Yani her şey mükemmel…Bu sırada içimizden biri bir ağaca dayanmış, uzak tepelere bulutlu  gözlerle bakarak ;” Bak,   şu karşı tepenin çirkinliğini görüyor musun? Üzerinde bir tek yeşillik yok!” demesin mi !  Şaşırıp kaldım… Tam ortasında  bulunduğu bu kadar  güzelliği görmeyip de    uzaktaki çirkini görmek..  pes doğrusu! Hayata  bu  gözlerle  bakan bir insanın mutlu  olmasına  gülümsemesine  imkan  var mı?

Büyüklerden biri, “Üç şey insanı rahatlatır. Bunlar; “yeşil, su ve vech-i hasen(güzel yüz)” der. Bazı sufilere göre    buradaki vech-i hasen, “güzel yüz”yanında “güzel cihet, güzel taraf” manasında. Değil mi ki mevcut her şeyin mutlaka bir güzel tarafı   var. İnsan, eşyadaki bu güzelliği gördüğü müddetçe    mutlu olur ve  güzellikler içinde yaşar. Nitekim meşhur meseldir: Hz. Peygamber, bir gün ashabıyla çölde kızgın güneş altında  ağır kokular neşreden  bir köpek ölüsü görüp duruyor  ve leşin  ağzını göstererek: “Bakın, ne güzel dişleri var.” buyuruyor. Demek ki asıl Pollyanna oyunu bizde.

Biz dindar  insanlar neden    genellikle içine kapanık, soğuk, ve çekingen  tabiatlıyız.? Neden sanki bütün nasibimiz gam ve kederden ibaret imiş gibi hayata  küsmüşüz.. Neden hayat , enerji  ve neşe dolu değiliz.? Oysa ibadet ve taattan kasıt, insanı Allah’a yaklaştırmak değil mi?  Peki  Allah’a yaklaştıkça insanda  gam ,keder kalır mı?   O halde  Hakka   yakınlığın bir ölçüsü de insandaki neşenin miktarı olmalı.. Bunun içindir merhum Şeyh Galib:

“Âşıkta keder neyler, gam halk-ı cihanındır.” buyurmuş.

Gelelim  üzülmeme  emrine ! Biz dini  emirleri; oruç, namaz, hac gibi   bilinen ibadetlerden ibaret sanmadayız. Hâlbuki Kur’an’daki yüzlerce, binlerce emir ve   yasakdan biri de “La-tahzen ! (üzülme)” emri.  Madem ki bu da namaz ve  oruç gibi ilahi bir emir, buna  muhalefet de   emre itaatsizlik sayılır. Bazılarımız; Peki ama  üzülmemek elimde mi ki ? diyecek .  Eğer üzülmemek elimizde olmasaydı böyle bir   emre  muhatap olur muyduk acaba?. Zira Allah bize gücümüzün haricinde bir şey teklif  etmez.. Günümüzde  pek çok hastalığın  aşırı  üzüntüden  meydana  geldiği  tıbben  sabit.   Bu da,  üzülme!  emrinin  önemini  ortaya  koymakta.

İnanç bir yana, insan   üzülmenin   faydasızlığını  mantıken de kavrayabilir. Diyelim ki  bakıma  muhtaç bir hastamız var. Üzülmemiz, hastayı iyileştirmediği gibi bizi de  hasta  eder ve ona hizmetimizi  engeller.  Bir işte başarılı olmak, içine düşülen sıkıntıdan kurtulmak için üzülmek değil, aksine  sevinçli ve moralli  olmak  gerek.

Peki hangi durumda   üzülmez insan ? Hak sana dost olursa ! İnsanlar arasındaki dostluklar uçucu, geçicidir. Biz, istediğimiz her an arkadaşlarımızı yanımızda yöremizde  bulamayız. Bulsak bile bir acizin bir  acize  yardımı  ne  ola ki?  Hâlbuki Allah öyle mi?. Nerede ve hangi hâlde olursak olalım O  her an bizimle. Nitekim   ayet-i kerimede; “Ve hüve maaküm eyne ma-küntüm (Şüphesiz O sizinle, nerede olursanız olun)” buyuruluyor. İyi hâlimizde, kötü hâlimizde, hastalığımızda, sağlığımızda, yalnız veya topluluk hâlinde iken O daima bizimle. Bütün kapıların kapandığı, çarelerin bittiği yerde O bizimle. Bu beraberliğin şuurunda olmak insanı mutlu kılar. Nasıl  olur da  biz   sevdiğimiz bir dostumuzun yanında   bile sıkıntı duymazken O’nunla bulunduğumuz sırada can sıkıntısı duyabilir, üzülebiliriz.   Demek ki insan, ancak gaflet hâlinde iken üzülür, sıkıntı çeker. Eğer bir şeye üzülüyorsak bilmeliyiz ki, o an   gaflet içindeyiz.

Denebilir ki üzüntü ve acıma  hissi de   kalp yumuşaklığından değil mi? Elbette  öyle.  Ama  duyarsızlık  başka  üzüntüye  kapılmak  daha  başka. Üzüntü    çabuk unutulursa, suyun üzerindeki iz gibi  hemen kapanır gider. Unutmayıp üzerinde düşündükçe yarayı derinleştirir,   kalıcı  hâle döndürürüz

O halde bitirişimiz başlayışımızla  bir olsun.

 

Gülümse..

Cihan Okuyucu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir