Öncelikle grup üyelerinizi tanıtır mısınız?
Ben Orkan, grubun basçısı ve vokaliyim. Benimle beraber grubun diğer kurucu üyesi
Yiğit, gitarist. Dağhan önceden davulcumuz şimdiki gitaristimiz. Grubumuzun en yeni
üyesi Tuna, davulcumuz.
Eğitiminiz ne aşamada?
Orkan: Şu an yüksek lisans eğitimimdeyim. Grubun diğer üyeleri de lisans
eğitimlerindeler.
Müzisyenliği nasıl öğrendiniz?
Orkan: Ben müzisyenliği öğrendiğimi sanmıyorum. Müzisyenliğin öğrenilme gibi lineer
bir olgudan çok daha süreçsel, neden ve sonucu olmayan bir deneyim olduğunun
kanaatindeyim.
Tuna: Müziği öğrenmek kavramıyla denilen şeyi anlayamıyorum ancak eğer bizi dinleyip
“Vay be bu adamlar iyiymiş! Nasıl yapıyorlar?” diye düşündüyseniz (ki öyleyse götüm
fena kalkar) her durumda olduğu gibi deneyim ve pratikle. Bu tamamen bu işe ne kadar
önem verdiğinizle ve ne aktarmak istediğinizle alakalı.
Yiğit: Nota bilmiyorum.
Müzik aleti çalmaya ne zaman başladınız?
Orkan: Bas gitarı ilk olarak ortaokulda havalı çocukların gözüne girmek için elime
almıştım. Fakat sonra lisede gruptan yeterince çalışmadığım için atılınca enstrümana
biraz küstüm. Üniversite eğitimimde tekrar meraklandım. Bas eğitimimi Bulutsuzluk
Özleminin Basisti Ahmet Pekmezciden aldım. Çaldığım gruplarda kimse söylemek
istemediği için ben söylemeye başladım. Fakat eksikliklerimi gidermek için vokal eğitimi
almaya karar verdim. Eğitimimi ise Razor’ın ve Furtherial’ın Vokal ve gitaristi Başer
Çelebiden aldım.
Tuna: 7 yaşındayken bir müzik kursuna piyano öğrenmeye gidiyordum ve alt katta çok
havalı elemanlar gördüm, bateri çalıyorlardı. Sonra babam benim bateri çalmamı daha
uygun gördü, muhtemelen stresimi daha iyi atacağımı falan düşündü ve “Tuna bir
denesene” dedi. Cumartesileri piyano Pazar günleri bateri şeklinde ilerliyorduk ancak
sonradan yetişememeye başlayınca piyanoyu feda ettim. Sadece ve sadece Eren
Değirmenci isimli çok değerli hocamdan ders aldım ve hiçbiri kiralarını ödemedikleri için
hepsi kapanıp durdu ve ben o stüdyo sen bu stüdyo ben baterisi olan neresi varsa
gezdim. Böylece kültürel olarak da bir şeyler kazandım. Bir süreden sonra ders almayı
bıraktım ve kendim evde dizlerimi kızarta kızarta milletten gürültü yapıyorum diye azar
yiye yiye pratik yapmaya başladım ve bu seviyeye geldim. Bir ton grupta daha önce
çalmış olmak da yardımcı oldu ve öğrenim sürecim devam ediyor.
Grup nasıl bir araya geldi?
Orkan: Grubu ilk punk riot festte grubun önceki gitaristi yağızla denk geldikten sonra
kurmaya karar vermiştik. Yağız da Yiğiti ve grubun ilk davulcusu Elifi bulmuştu. Elif
yerine daha sonra Dennis davulcumuz oldu. Fakat o da sınır dışı edilince Dağhanı
gruba aldık. Yağız ayrıldıktan sonra Tunayı davulcu olarak aldık ve Dağhanı gitara aldık.
Tuna: Dağhan bi ara ben bi barda içerken beni telefonla aradı “konserimiz var davulcu
lazım GEL” dedi ve ben de daha önce onunla başka gruplarda çalmış ve kendisini çok
seven birisi olarak “TAMAM” dedim. Fun fact, Dağhan beni aramadan 1 dakika önce
saçım çakmakla oynarken alev aldı ve bir miktarını kaybettim o yüzden şoktaydım ve
ani kararlar vermeye hazırdım.
Yiğit: Yağız ile bir dating uygulamasında eşleşip grup kurduk.
Türk müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Orkan: Türk müziği konusunda bir kanıda bulunabilecek yetkinliğe sahip olduğumu
düşünmüyorum. Çünkü Türk müziği çok geniş bir kategori ve bunu sınırlamam
gerektiğini düşünüyorum. Kendi ilgilendiğim ve fikirlerimin daha oturmuş olduğunu
düşüntüğüm Türk Rock müziği üzerine hislerimi daha rahat paylaşabileceğimi
düşünüyorum. Öncelikle Rock müziğinin küresel piyasalarda olduğu gibi türk müzik
piyasasında tutunmak konusunda zorlandığını görüyorum. Ama bu rock müziğinin artık
tercih edilmediği yanılgısını yaratıyor. Bu yanılgının ise piyasanın temel unsuru olan
samimi müzisyenlerin çıktığı yeraltı müziğini nankör bir şekilde reddetmeye çalışma
çabasından kaynaklandığını düşünüyorum. Türkiye özelinde bir isyan ve başkaldırı ruhu
taşayan rock müziğinin, Türk kültürel kodlarında kolay yer bulamamasının piyasaya bir
eksiklik olarak yansıdığını düşünüyorum. Ama bu konuda konuşmaya değer şey piyasa
bile değil, yeraltında rock müzik veya punk ve metal gibi türevleri mevcut. Fakat burada
da kişisel ilişkiler ve klikleşme bu müziğin karşısına engel olarak çıkmakta bence.
Tuna: Türk müziği hakkında bir şey düşünmek bence fazla iddialı ama Türk müzik
endüstrisi hakkında pek çok şey söyleyebilirim. Öncelikle her ülkede müzisyenlerin
zorluklarla karşılaştığını bir gerçek olarak kabul etmemiz gerek, ancak Türkiye’de bence
ekstra bir külfeti var. Para yetiştirmek, yoğun tempolarının arasında insanları
yakalamak, konser verecek ortam bulmak, müziğinin reklamını yapmak, her şey apayrı
zor ve aşırı şirketleşmiş durumda. Bu da biz bağımsız müzisyenleri kendi kendine bir
şeyler bulmaya, daha doğrusu bir DIY(kendin yap) kültürü oluşturmaya zorluyor, ancak
bunu seviyorum. Kimi zaman kazara kırılan bagetin 3 günlük yemek parama mal
olmasına sövüyorum, kimi zamansa insanların birbiriyle yardımlaşıp bir soruna ortak bir
çözüm bulması veya kendi aralarında basit bir geyik üretmeleri içimi ısıtıyor. O sebeple
bu ülke ve özellikle onun müzik endüstrisiyle bir aşk-nefret ilişkisi içerisindeyim. Türk
müziğini ses ve gelenek olarak ele alacaksak söylenecek bambaşka şeyler var tabii ve
bu çok uzun bir konu, ancak yeterince sahip çıkılmadığı yorumunu yapabilirim.
Yiğit: Yukarıdakiler ne düşünüyorsa aynısını düşünüyorum.
Hedefleriniz nelerdir?
Orkan: Eğlenmek
Tuna: Ultra mega havalı yazın festivalde çalan grup olmak. Millet festival çadırlarında
yiyişirken bizi dinlesin! Bi de tişört satalım.
İyi ki yaptım dediğiniz şey nedir?
Orkan: Enstrumanımda, şarkı yazımımda, söz yazımımda hiçbir noktada kendime
yeterince güvenemedim. Fakat bir şekilde bu hislerin bana engel olmasına izin
vermedim. İyi ki içimdeki o sahne hevesinin peşine düşmüşüm. Bir şeyler yaratma
hevesini takip etmişim. “Benden olur mu ya?” sorusuyla münakaşaya girmemişim.
Çünkü o sesi karşınıza oturtup tartışmanız bile ona içsel bir meşruiyet kazandırır.
Dinlemeyin onu.
Tuna: Bam güm kendim olmayı seviyorum. Zaten yapım gereği dikenli bir kişiliğim var,
kendim olarak her ortama kusursuz kaynayamıyorum ve hal ve hareketlerimle sinir
bozucu olabiliyorum, ancak kidsendle müzik yaparken kimseye eyvallahı olmayan ve
tamamen kendisi olan bir ifade biçimine dönüşüyorum. Bu sınırların çoğunu kaldırıyor
ve bu enerji patlaması halini seviyorum.
Pişman olduğunuz şey nedir?
Orkan: Keşke daha erken başlasaydım. Lisede müziğe küsmek yerine müziğin daha da
üzerine gidebilirdim. Bir açıdan düşündüğümde belki de o dönemde ara vermeye
ihtiyacım vardı.
Tuna: Milleti, ortamı, lokal sahneyi olduğundan fazla bir şey gibi görüp gözümde
tanrılaştırmak.
Yiğit: Zamanında bitcoin almamış olmak.
İdolünüz kim?
Orkan: İdol kavramı hep beni şüpheye düşüren bir kavram olmuştur. Maneviyat
eksikliğini pazarlanmış imaj bütünüyle dolduruyorum gibi hissetmişimdir. Bir yandan da
insanın ulaşılamaz olarak gördüğü şeyi kutsallaştırması bence elden kaçınılmazdır. Ne
kadar şüpheyle yaklaşsam da ilk idol olarak tanımlayabileceğim kişi benim için Tupac
olmuştur. Ortaokulda 90’lar gangsta rap’i dinlemiştim. 2011’de istanbulda orta sınıf bir
çocuğun 1996’da ölmüş new york doğumlu bir rapçiyi idolize etmesi hep bana biraz
komik biraz da ilgi çekici gelmiştir. Rock müzikte ise hep Motörhead Lemmy’ye karşı bir
hayranlık beslemişimdir. Rock’n Roll’u en iyi onda insanlaşmış görürdüm. Şu anki
görüşleri Punk’a ait olmamak bir yana, Punk müziğiyle hiç uyuşmayan Johnny Rotten’ın
gençliği de hep beni çekmiştir. Fakat bir hayranlık olarak değil. Onun zırdeliliği bana hep
Punk’a dair bir şey ifade etmiştir.
Tuna: JOEY JORDISON
Yiğit: Tuna Ogulmus
Müzisyen olmak isteyenlere tavsiyeniz nelerdir?
Orkan: Eğer müzikle ilgileniyorsanız öncelikle tekniğiniz bir seviyenin üstündeyse bu bir
duygu işi iletişim işi. Odanda tek başına çaldığın mükemmel gitar solosu hissini
sahnede seyirciye geçirebiliyor olmak çok kritik. Bazen de mükemmel çalamadığın gitar
solosunu biricik yapan hatan oluyor. Müzik katartik bir deneyimdir. Bir duygu
boşalmasıdır. Dolayısıyla senin burada ilgilendiğin mesele duyguların, geriye kalan her
şey ise enstrüman olmalı. Fakat ne kadar yaratıcı olursan, tekniğin ne kadar iyi olursa
olsun, bu iş de dünyadaki bir çok şey gibi maalesef çevre işi. Üniversiteden çıkınca
sokaklarda seni sahneye çıkaracak belli başlı kilit insanlar vardır. Bu insanlarla aran
yoksa veya aran kötüyse istediğin kadar güzel çal istediğin kadar adam toplayacağını
söyle yine de adam ile arası daha iyi olan başka bir grubun ya arkasına çıkarsın ya da
aylar sonrasına canı isterse sahne verir. Belirli kişilerle aranı iyi tut, adam topla, konuş
sosyalleş.
Tuna: ben bile daha emin değilim oldum mu olamadım mı, hem müzisyen olmaya ne
gerek var? O kadar tanımsal düşünüyorsalar her gün 4-5 saat pratik yapıp berkelee
college’a falan girebilirler. Müzisyenlikten anlamam ancak bir tatmin duygusuna ihtiyaç
duyanlar varsa yapmaları gereken şey keşkeleri, “yapsam mı”ları bir kenara fırlatıp bir
şeylere bodoslama dalmalarıdır. Bir insanın istediği noktaya varması, ne kadar
istediğiyle alakalıdır. Bu her işte böyledir ve bu tatmin duygusunun yanı sıra fazla
miktarda dinlenmek ve büyük konserler vermek istiyorlarsa, hele de kompleks ve güçlü
bir işe imza atmaları gerekiyorsa öncelikle çok fazla pratik yapmalılar. Pratik diğer sanat
dallarından farklı olarak müzikte daha kolay ve fizikseldir, ve genelde tekrara dayalı
olduğu için sıkıcıdır, ancak temiz bir ses için saf beygir gücü lazımdır. Ben davulcuyum,
günde en az 1 saat rudiment çalışıyorum ve 12 senelik davulculuğum boyunca asla bir
davul setine sahip olmadım. Varsa yoksa dizlerim, tencere tava veya evde ne bulursam
o. Bu pratik işinden sonra da bol bol sosyalleşmek gerek tabii. Basit ticaret kurallarına
çok benziyor aslında. Önce güçlü bir ürüne sahip ol sonra bunu satacak yetkinliğe sahip
ol. Ürünü satmak için vazgeçilmez olan tek şey taleptir ve bu kesinlikle mevcut. E o
zaman o talebi yakalamak için çok fazla insan tanımalısın, konserlere gitmeli, başarılı
insanları dinlemeli, çok fazla konuşmalı gezmeli görmelisin. Türkiye’de bu insan tanıma
işi aslında biraz. Doğru kişilerle doğru temaslar seni doğru noktaya getirir. Zaten büyük
müzisyenlerin çoğu enstrümanlarında tanrı seviyesinde değiller veya müthiş karizmatik
falan değillerdir, sadece doğru insanları tanırlar ve her gün pratik yaparlar. E tabi
yaratıcılık da cabası, ancak kendini ifade
