Yekta Kopan’la Söyleşi

Söyleşiyi Yapan: Dilara Pınar ARIÇ

Kendinizi bir resimle tasvir etseydiniz nasıl bir tablo çıkardı ortaya?

İnsanın kendisini dışarıdan bakışla tasvir etmesi kolay değil. Kendi adıma bunu hiç düşünmedim, yapamam da zaten. Ancak farklı dönemlerimi, farklı tablolarla tanımlayabilirim. Kimiz zaman Munch tablolarına yakınımdır kimi zaman Hopper tablolarına. Öyküler yazan biri açısından bakacak olursak en çok bir ana odaklanmış, arkasında bir hikâye olan tablolar tanımlar düşüncelerimi.  Resim sanatına her zaman büyük ilgi duydum ve sevdiğim ressamların çalışmalarındaki hikâyeyi anlamaya çalıştım. Bu resimler çeşitli dönemlerimi, ruh hallerimi de tasvir etti. Hatta bazılarını öykülerimde kullandım.

Felsefi okumalar yapıyor musunuz? Hangi eserleri okuyorsunuz?

Felsefe beslendiğim kaynaklardandır. İlk gençlik yaşlarımdan beri böyle okumalar yaparım. Hem genel olarak felsefe ve düşünce tarihini, hem de bazı isimlerin külliyatını okumaya çalıştım yıllar içinde. Spinoza’dan Wittgenstein’e, Nietzsche’den Russel’a uzanan bir okuma listesinden söz edebilirim. Kimi zaman bir isimle uzun zaman geçiririm. Özellikle de kurmaca bir metne çalışmaya başladığımda, okumalarım bu yönde hız kazanır. Sadece felsefe dünyasının bilinen isimleri değil, bunların eserlerini yorumlayan incelemeleri okumayı da severim.

Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri kitabınızda “yapayalnızlık” tarifi veriyorsunuz. Sizce yalnızlık nedir?

Yalnızlığı olumsuz yönünden görmem çoğu zaman. İnsanın kendisiyle kalması, kendi zihninde yolculuk yapması bana besleyici gelmiştir. Sosyal bir yalıtılmışlık ya da içine kapanmışlık halinden söz etmiyorum elbette. İnsanın bilinçli olarak kendi dünyasında, kendi düşüncesinde geçirdiği zamanı değerli bulurum. Sözünü ettiğiniz öyküdeki yalnızlık, biraz daha hastalıklı ve iç karartan bir yalnızlık. Elbette hayat yolculuğunda böyle yalnızlıklar da yaşıyoruz. Bu ruh halinden beslenerek, bir hesaplaşma yaşayarak çıkabilmek değerlidir bence.

Oyun Evi öykünüzde günlük çalışması yapmışsınız. Günlük nedir sizce?

Artık pek günlük yazan kalmadı sanırım. Oysa ben yazma yolculuğunda ilerlemek isteyen herkese bir günlük tutmasını öneririm. Kimi içsel bir günlük tutar, kimi gün içinde yaşadığı olayları sıralar; hepsi değerlidir. Kişinin kendi yaşamını kayıt altına almasının ve geçen zaman içinde de yaşadıklarıyla yüzleşmesinin zeminidir günlükler. Ben de düzenli aralıklarla olmasa da günlüğümü önüme alır ve yazarım. O gün nasıl bir ruh hali içindeysem, hesap-kitap yapmadan yazarım. Çağımızın dertlerinden biri de bireylerin içinde bulundukları dünyayla ve kendileriyle yüzleşecek cesaretlerinin olmaması. Ya da bundan bilinçli olarak kaçınmaları. Günlük tutmak bu hastalığın önüne geçen bir eylem.

“Bana gördüklerinizi getirmeyin. Bana gördüklerinizin ardındakini getirin. Eğer bir şeyin arkasını görmek için çaba harcamazsanız, o size istediği kadarını gösterir. Çünkü unutmayın, her şey aslında göründüğünden farklıdır.” sözüyle ne anlatmak istiyorsunuz?

Açıkçası bir öykümde anlattıklarımı daha sonra irdelemek, oradaki cümleleri açıklamak için yeni paragraflar yazmak tercih ettiğim bir şey değil. Kurmaca bir metindeki bir cümleyi, metnin tüm bağlamından kopararak açıklamak, öyküye ihanet gibi geliyor. Elbette eleştirmenler, okurlar istedikleri gibi konuşabilirler bu cümleler üstüne. Ama yazarın kendisi açıklamaya başlayınca, kurmaca metnin büyüsü bozuluyor sanırım. Bu alıntıladığınız bölüm de öykünün kendi dinamiği içinde bir anlama sahip. Sadece şunu söyleyebilirim; öyküdeki gazetecilik eleştirisinin bir parçası olarak değerlendirmek lazım bu bölümü.  Bu bölümü, gazeteciliğin günümüzde geldiği yer açısından da değerlendirebilir isteyen okur. Dediğim gibi, önemli olan okurun yorumudur benim için.

“Artık Yekta yok. Hayalle gerçek arasındaki köprüde yaşamaktan yorulmuş bedenimin dinlenmesi, aklımın yolunu belirlemesi için ilk adımı atmalıyım artık. Yapmam gereken tek bir şey var; bu kitabı bitirmek.” Sözüyle ne anlatmak istediniz ve zihninizde nasıl bir Yekta var?

Önceki sorunuza verdiğim cevabı burada da tekrar edeceğim. Bu öyküde, aynı ada sahip bir erkek-bir de kadın Yekta’nın beklenmedik karşılaşması ve birbirlerine ruhlarını açması üstünden bir ikilik yaratmaya çalışmıştım. Yani burada karakterlerin ortak adından daha önemli olan birbirlerine açılmaları ve kesişme noktalarında hesaplaşmalarıydı benim için.

“Adını bilmediğim kuşlar uçuyor üstümde” sizin sözünüz.  Hayatın bize rüya kadar saçma gelmesinin nedeni nedir diye sorarsak siz ne cevap verirdiniz?

Rüyaların saçma olduğunu düşünmem. Ama hayatın kimi zaman saçma gelmesi konusunda haklısınız. Öykülerimde rüya önemli bir araç, hatta kimi zaman amaçtır benim için. Ölüm, rüya ve gerçek meselelerini bir üçgenin köşelerine yerleştirip, hepsinin birbirine bakmasını arzularım. Bu anlamda hayat ve rüya, kurmaca ile gerçeğin temsili olarak okurun karşısına çıkabilir. Tam da bunları yapmayı arzulayan bir yazar olarak rüyaların saçma olduğunu düşünmem diyorum.

Gerçeklik buhranlarına kapıldığınız oldu? Oğuz Atay’ın dediği gibi.

Rüya sorunuzda sonra bu sorunun gelmesi anlamlı. Çünkü Oğuz Atay’ın o cümlesinin (ve bu cümleyle bütün kitabına yayılan temanın) hepimizin kesişim kümesi olduğunu düşünürüm. İnsanlığın temel meselelerinden biri gerçeklik buhranları. Varoluşsal bir mesele bu. Tam da bu nedenle, bu buhranları bir karanlık değil, tünelin ucundaki ışık gibi düşünürüm. Hepimiz o gerçeklik buhranlarını yaşıyoruz ve onlar sayesinde de içimizdeki karanlığın çıkış yolunu buluyoruz.

Çizgi roman türünde “Beni etkiledi.” dediğiniz örnekler var mı?

Çizgi roman benim için bir tutku. Çocukluğumdan beri, çok sayıda isimden etkilendim. Son yıllarda dünyanın grafik roman diye tanımladığı ve çizgi romanın sınırlarından taşan anlatılara ve böyle çizerlere meraklıyım. Size bazı çizer isimleri verebilirim: Scott McCloud, Art Spiegelman, Reinhard Kleist, Michel Rabagliatti, Alison Bechdel, Thi Bui, Guy Delisle, Marjane Satrapi, Sarah Glidden, Jason Lutes, Pedrosa, Daniel Clowes… Daha çok isim var.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir